Bu noktada rü’yet-i ilâhî ve rıdvandan hangisinin daha büyük bir ilâhî lütuf olduğu konusu akla gelebilir. Zira Kur’ân-ı Kerim ve Sünnet-i Sahiha’yı çok iyi bilen usûlüddin ulemasının ifadelerinden Cemalullah’ı yani Allah’ın (celle celâluhu) cemalini müşahedenin en büyük Cennet nimeti olduğu sonucu çıkartılabilir. Mesela Sirâceddin Ali İbn Osman el-Ûşî, Ehl-i Sünnet itikadını mısralara döktüğü bir şiirinde bu hakikati şu ifadelerle dile getirir:
“Mü’minler, O’nu keyfiyetsiz ve kemmiyetsiz olarak görürler. Buna bir misal de getirilemez. O’nu gördükleri zaman da bütün Cennet nimetlerini unuturlar. ‘Allah görülmez!’ diyen Ehl-i İtizâl’e hüsran olsun!”7
Hazreti Üstad’ın ifadesiyle de, binlerce sene mesudane yaşanan dünya hayatı Cennet’in bir saatine mukabil gelmediği gibi, Cennet’in de binlerce sene hayatı Cemalullah’ı rü’yetin bir dakikasına mukabil gelmeyecektir.8
Bu ifadelerden rü’yet-i ilâhînin, diğer Cennet nimetlerinin çok daha üzerinde, büyük bir ilâhî lütuf olduğu anlaşılmaktadır. Bununla birlikte, Cenab-ı Hakk’ın Cennet’e giren kullarına, أُحِلُّ عَلَيْكُمْ رِضْوَانِي فَلاَ أَسْخَطُ عَلَيْكُمْ بَعْدَهُ أَبَدًا “Ben sizden ebedî olarak razıyım. Bundan sonra size hiç gazap etmeyeceğim.”9 buyurması, bunu da unutturacak ve insanın içine inşirah salacak en büyük bir lütuftur. Bu, öyle bir lütuf ve ihsandır ki, insana nasıl bir zevk ve haz zemzemesi hâli yaşatır, bunu kestirmek mümkün değildir. Nitekim Cennet nimetlerinin en büyüğünün rıdvan olduğu Tevbe Sûresi’nde; وَرِضْوَانٌ مِنَ اللّٰهِ أَكْبَرُ “Hepsinden âlâsı ise Hakk’ın kendilerinden razı olmasıdır.”10 ifadesiyle sarih olarak beyan buyrulmuştur.
Rızaya Talip Olanlar Rıdvana Mazhar Olurlar