Evet biz, günde birkaç kez, minarelerden yükselen ezan sesleriyle ve mâbed içinde yankılanan onların devamlarıyla bu heyecanı paylaşır, evlerimizde, yatak odalarımızda kim bilir kaç defa bu seslerle ürperir ve ra’şeler yaşar, kaç defa Allah’ın huzuruna çağrılıyor olma iltifatıyla çocuklar gibi seviniriz; sevinir ve ses katarız vicdanlarımıza hitap eden bu ilâhî nağmelere: Allah’ın yüceliğini haykıran her ses, söz ve görüntü karşısında “Allah büyüktür.” der, O’nun ululuğunu ilân eder; O Rahmeti Sonsuz’un sağanak sağanak başımızdan aşağıya boşalan nimetleri sayılıp seslendirildiğinde “Hamd ü minnet O’na” sözleriyle mukabelede bulunur; O’nun eşi ve menendi olmadığını hatırlatan her beyan, her îmâ ve her işaret karşısında da “Seni tesbîh ve takdîs ederiz” mülâhazalarıyla gürleriz.. her vesileyle hep O’nu düşünür, O’nu yâd eder, O’nunla olan münasebetlerimizi gözden geçirir, fikren ve hayâlen her gün kim bilir kaç kez canlara can O’nun maiyyeti hülyalarına dalarız.