İçeriğe geç

Her zaman güzel görüp güzel düşünen ve hüsnüzanna kilitlenmiş gönlü aydınlık ve ağzı dualılar, bu kapkaranlık atmosferin bir gün mutlaka yağmur bulutlarına dönüşeceği ümidiyle el açıp niyaza durmaya devam etsinler; –Cenâb-ı Hak bizi hiçbir zaman Kendine teveccühten dûr etmesin– bu ürperten senaryoyu hazırlayanlar ve asırlardır birbirinden mel’un oyunları sergileyenler ne yeni yeni senaryolar hazırlamadan ne de o haince düşüncelerinden asla vazgeçmeyeceklerdir, şimdiye kadar vazgeçmedikleri gibi. Yıllar var biz hep çevremizden yükselen iniltilerle ürperdik. Söndürülen ışıklarımızın, solan renklerimizin hasret ve hicranlarıyla oturup kalktık. Sağdan da soldan da esen rüzgarları hep bir gurub hitabı gibi duyup dinledik. Kendimizi ve çevremizi her zaman yarı dumanlı, yarı karanlık, yarı kâbuslu, yarı değişik fâcialarla kıvranırken gördük. Hiç mi hiç rahatla tanışmadık, huzur nedir bilemedik, imanın vaad ettikleriyle teselli olduk ve “yarınki nesillere bin ömür feda olsun” diyerek Allah’ın bize lütfeylediği zaman, imkan ve fırsatların kesesini dahi çözmeden onlara armağan ettik…

Tabii bu arada, görüp işittiklerimizden, duyup değerlendirdiklerimizden ruhumuza akan mânâlar bizi, geçmişi yeniden yorumlamaya ve geleceğe karşı da hazırlıklı olmaya sevk etti; bunlardan biri mâzimiz öbürü de âtimizdi. Ne birincisini kafamızdan silip atabilirdik ne de ikincisine lâkayt kalabilirdik. Zaten yıllar ve yıllar boyu içinde bulunduğumuz mağduriyet ve mazlumiyetler de bize yeniden kendimiz olarak dirilme, yitirdiğimiz millî ve dinî değerlerimizi ihyâ etme yolunu gösteriyordu. Evet çektiğimiz sıkıntılar, bizi kendimizce bir şey olmaya zorladığı aynı anda bugüne kadar şu tarafa-bu tarafa çekilerek istismar edildiğimizi şöyle böyle sezmemiz dahi, millî infiallerimizi tetikliyordu.

171