İçeriğe geç

O zamanlar, bizim gürül gürül bir sesimiz, herkese diyebileceğimiz bir sözümüz ve bütün insanlık için mutlaka bir şeyler ifade eden bir duruşumuz vardı. Birbirimize karşı her zaman şefkat ve merhametle bakar, etrafımızı muhabbetle kucaklardık. Bu itibarla da, az da olsa, ara sıra zuhur eden şeytanî şerareleri vicdan atmosferimizde kırar, yumuşatır, bir çeşit ışığa çevirir ve sahiplerine iade ederdik. Zaten büyük ölçüde toplum olarak hep huzur içindeydik ve mutluluk solukluyorduk. Zevk ve lezzetlerimiz mütemâdi, keder ve inkisarlarımız ise muvakkatti. Bir kere inlesek, on kez sevinçle gürler; bir defa kırılıp dökülsek bilmem ne kadar şevk ü tarâb yaşardık. Beşiklerde ninnilerle uyuyan yavrular gibi kedersiz bir atmosferimiz, dupduru emellerimiz ve pırıl pırıl hülyalarımız vardı. Hüzünler, tasalar, üzerimizden gelip geçen ve muvakkaten gölge eden bulutlar gibiydi ve hiçbiri kalıcı değildi; gelmeleriyle gitmeleri bir olurdu ve ardından da her taraf yeniden ziya ile dolardı.. o günler ne günlerdi ve o günlerde biz kendimizdik…

212