2- Kur’ân’ın anne karnında ceninin teşekkül ve gelişmesini anlatması da fevkalâde enteresandır: “Ey insanlar, eğer öldükten sonra dirilmekten şüphede iseniz, Biz sizi, topraktan, sonra nutfe’den (sperm), sonra alaka’dan (embriyo), sonra yaratılışı belirli belirsiz bir çiğnem et parçasından yarattık ki, size açıktan göstereceğimizi gösterelim…”5; başka bir yerde ise, kademe kademe anne karnında geçirilen safhalara parmak basılır ve aydınlık getirilir: “Andolsun ki Biz insanı, çamurdan meydana gelen bir öz ve süzmeden yarattık. Sonra onu bir nutfe (sperma) olarak sağlam bir karargâha koyduk. Sonra nutfeyi alaka (embriyo)ya çevirdik. Arkasından alakayı bir çiğnem et yaptık. Onun arkasından da, bir çiğnem eti kemik yaptık ve kemiklere et (adale) giydirdik. Sonra da onu başka bir yaratık olarak inşa ettik (yani belli bir devreden sonra diğer canlılardan ayırarak istidadına göre bir şekil verdik).”6
Bir başka âyette ise; yine anne karnındaki değişik bir noktanın aydınlatıldığını görüyoruz: “Sizi annelerinizin karnında, üç karanlık içinde hilkatten hilkate (nutfe, alaka, mudga) intikal ettirerek yaratmaktadır…”7 Bilindiği gibi rahim, dışından içe doğru üç dokudan meydana gelir: Parametrium, miometrium, endometrium. Bu dokuları, su, ısı ve ışık geçirmez zarları sarmıştır. Kur’ân bu dokulara (zulmet) diyor ve insanın bu üç zulmet içinde yaratıldığını ifade ediyor.
Şimdi, modern anatomiye rehberlik yapmış olan bu âyetlerdeki özlü ifadelerle hekimlerimizi baş başa bırakıp ayrı bir hususa intikal edelim.
Dipnotlar
- 5 Hac sûresi, 22/5.
- 6 Mü’minûn sûresi, 23/12-14.
- 7 Zümer sûresi, 39/6.