İçeriğe geç

Hem nasıl ki, bir atomun üzerine esir zerreleriyle yazılan bir Kur’an-ı Hakîm nüshası, göklerin sayfalarında yıldızlar ve güneş mürekkebiyle yazılan Kur’an-ı Azîmü’ş-Şân nüshasından baş döndürücü güzellik ve göz kamaştırıcı sanat açısından geri değildir, aşağı kalmaz. Aynen öyle de, bir arının ve karıncanın yaratılışı, hurma ağacının ve filin yaratılışından baş döndürücü güzellik ve göz kamaştırıcı sanat bakımından aşağı olmadığı gibi, pırıl pırıl parlayan bir çiçek de sanatça, ışıl ışıl ışıldayan Çoban Yıldızından daha aşağı değildir. İşte bunun gibi örnekleri sen de kıyasla.

Hem nasıl ki varlıkların yaratılmasında görülen bu büyük kolaylık, dalâlet ehlinin; akılların kabul etmediği, hatta vehimlerin kendisinden kaçtığı hurafeleri ve imkânsızlıkları gerektiren “kendi kendine olma” ile bir “Yaratıcının var edip şekillendirmesi”ni karıştırmalarına sebep olmuştur. Aynen öyle de, hak ve hakikat ehline, kâinatın Yaratıcısının kudretine kıyasla zerrelerle gezegenlerin eşit olduğunu, aksine ihtimal verilmeyecek bir kesinlikle ispat etmiştir.

Yüceler yücesidir O! Şanı ne uludur O! لَا إِلٰهَ إِلَّا هُوَ

Altıncı Mertebe

Yüceler yücesidir O! Şanı ne uludur O! Allah, ilim ve kudretiyle yegâne büyüktür!

Zira O, öyle bir Âdil, Hakîm, Kadir, Alîm, Vahid, Ehad ve Ezelî bir Sultan’dır ki, bütün bu âlemler O’nun nizam ve mizanının, her şeyi düzene koyuşunun ve ölçüp dengeleyişinin, adalet ve hikmetinin, ilim ve kudretinin idaresinde ve tasarrufundadır ve kesin bir kanaatle, hatta gözle görürcesine vahidiyet ve ehadiyet sırrına mazhardır. Çünkü nizam ve mizan, düzene koyuş ve ölçüp dengeleyiş dairesinin dışında hiçbir varlık yoktur. Bunlar, “İmam-ı Mübîn ve Kitab-ı Mübîn”den

416