Bu zamanda israf ile saçıp savrulacak para çok kıymetlidir. Karşılığında bazen haysiyet, namus ve rüşvet isteniyor. Bazen dinî mukaddesler satın alınıyor, karşılığında uğursuz bir para veriliyor. Demek, yüz kuruşluk bir mala bedel yüz liralık zarar edilir.
İnsan eğer iktisatlı davranarak zaruri ihtiyaçlarıyla yetinip masraflarını azaltsa, إِنَّ اللّٰهَ هُوَ الرَّزَّاقُ ذُو الْقُوَّةِ الْمَتِينُ sırrıyla ve وَمَا مِنْ دٓابَّةٍ فِي الْأَرْضِ إِلَّا عَلَى اللّٰهِ رِزْقُهَا ayetinin açık beyanıyla, yaşayacak kadar rızkını ummadığı tarzda bulacaktır. Çünkü ayet bunu taahhüt ediyor. Evet, rızık iki çeşittir:
Biri: Hakiki rızıktır ki, insan onunla yaşar. Bu ayetin hükmü ile o rızık, Allah’ın teminatı altındadır. İnsan iradesini kötüye kullanarak karışmazsa o zaruri rızkı herhalde bulabilir. Ne dinini, ne namusunu, ne de izzetini feda etmeye mecbur kalır.
İkincisi: Mecazî rızıktır; suiistimallerle zaruri olmayan ihtiyaçlar zaruri hükmüne geçer, insan görenek belâsıyla tiryaki olup onları terk edemez. İşte bu rızık, Rabbanî taahhüt altında olmadığı için onu elde etmek, bilhassa bu zamanda çok pahalıdır. İnsan o bereketsiz, uğursuz malı, başta izzetini feda edip zilleti kabullenerek, bazen alçak insanların ayaklarını öpecek kadar mânen dilenci vaziyetine düşerek, bazen de ebedî hayatının nuru olan dinî mukaddeslerini feda ederek alır.
Bu fakirlik ve zaruret zamanında, vicdan sahiplerinin aç ve muhtaç olan hemcinslerinin eleminden duyduğu üzüntü, gayrimeşru bir surette kazanılan o parayla alınan lezzeti, eğer o insanda vicdan varsa, acılaştırır. Böyle acayip bir zamanda, şüpheli mallarda zaruri olanla yetinmek lâzımdır. Çünkü إِنَّ الضَّرُورَةَ تُقَدَّرُ بِقَدْرِهَا sırrıyla, mecbur kalınırsa haram maldan zaruri olan kadarı alınabilir; fazlası alınamaz. Evet, çaresiz insan, murdar etten doyuncaya kadar yiyemez,
Dipnotlar
- “Bütün mahlûkların rızıklarını veren, kâmil kuvvet ve tam iktidar sahibi olan Allah Teâlâ’dır.” (Zâriyât sûresi, 51/58).
- “Yeryüzünde kımıldayan hiçbir canlı yoktur ki rızkı Allah’a ait olmasın.” (Hûd sûresi, 11/6).
- Biri, elde etmek için gayret sarf edilen rızık; diğeri de gayret sarf edilmeden gelen rızık olmak üzere rızkın iki çeşit olduğuna dair bkz. el-Cürcânî, Târîhu Cürcân s. 366. Ayrıca, zahir ve batın olmak üzere iki tür rızık olduğuna dair bkz. el-Gazâlî, el-Maksadü’l-Esnâ s. 85-86.
- “Zaruretler ancak miktarı kadar takdir olunur.” (Bkz. Mecelle s. 12, madde 22).
- Bkz. “Allah size ancak ölüyü (leşi), kanı, domuz etini ve Allah’tan başkası adına kesileni haram kıldı. Her kim bunlardan yemeye mecbur kalırsa, başkasının hakkına saldırmadan ve haddi aşmadan bir miktar yemesinde günah yoktur. Şüphe yok ki, Allah çokça bağışlayan, çokça esirgeyendir.” (Bakara sûresi, 2/173).