İçeriğe geç

Birinci Vecih

Cenâb-ı Hak, ikisinin ismi “Nesir” ve “Sevr” (Öküz) olan, Arş’ın ve göklerin taşıyıcısı dört meleği rubûbiyet saltanatına nezaret etmeleri için Arş’a ve göklere tayin etmiştir. Göklerin küçük bir kardeşi ve gezegenlerin bir arkadaşı hükmündeki dünyaya nâzır ve taşıyıcı olmaları için de iki melek vazifelendirmiştir. O meleklerin birinin ismi “Sevr”, diğerinin ismi “Hût”tur (Balık). Onlara bu isimlerin verilmesinin sırrı şudur:

Yeryüzü iki kısımdan oluşur: Su ve toprak. Suyu şenlendiren balıklardır. Toprak kısmını şenlendiren ve insanların geçim kaynağı olan ziraat, öküz ile mümkündür ve onun omzundadır. Yeryüzüne nezaret eden iki melek hem kumandan hem nâzır olduklarından, elbette balık ve öküz cinsleriyle bir münasebetlerinin bulunması lâzımdır. Belki, –وَالْعِلْمُ عِنْدَ اللّٰهِ– o iki melek melekût ve misal âleminde öküz ve balık suretinde görünürler. İşte bu münasebet ve nezarete, yeryüzündeki o iki mühim canlı türüne imâ olarak Resûl-u Ekrem’in (aleyhissalâtü vesselam) mucizevî lisanı, اَلْأَرْضُ عَلَى الثَّوْرِ وَالْحُوتِ demiş, gayet derin ve geniş, bir sayfada anlatılabilecek meseleleri içeren bir hakikati, gayet güzel ve kısa bir tek cümleyle ifade etmiştir.

İkinci Vecih

Mesela nasıl ki, “Devlet ve saltanat ne üzerinde duruyor?” diye sorulsa cevap olarak şöyle denir: عَلَى السَّيْفِ وَالْقَلَمِ yani “Asker kılıcının cesaretine ve kuvvetine, memur kaleminin dirayetine ve adaletine dayanır.” Aynen öyle de, madem canlıların meskeni yeryüzü, kumandanı da insandır. Madem denize yakın yerlerde yaşayan insanların büyük kısmının geçim kaynağı balıktır. Denize uzak

142