İçeriğe geç

kumandanı olan insanların manevî reisleriyle görüşmesin! Belki her canlı ile fiilen ve hal diliyle konuştuğu gibi, onlarla sözü ve kelâmıyla konuşmasın! Onlara fermanlar, suhuf ve kitaplar göndermesin!.. Hâşâ, sonsuz hâşâ!

Demek Allah’a iman, kesinliği ve hadsiz delilleriyle وَكُتُبِه۪ وَرُسُلِه۪ yani peygamberlere ve mukaddes kitaplara imanı ispat eder.

Hem hiçbir şekilde imkân var mı ve hiç akıl kabul eder mi ki, o Zât’ın bütün sanatlı varlıklarıyla kendini tanıtmasına, sevdirmesine, fiilen ve hal diliyle teşekkür istemesine karşılık; kâinatı velveleye veren Kur’an hakikati ile Zülcelâl o Sanatkâr’ı en mükemmel tarzda tanıyıp tanıtan, sevip sevdiren.. O’na teşekkür eden ve ettiren اَلْحَمْدُ لِِلّٰهسُبْحَانَ اللّٰهِ اَللّٰهُ أَكْبَرُ‘ler ile yeryüzünü göklere işittirecek derecede konuşturup karaları ve denizleri cezbeye getirecek bir vaziyetle 1300 senede insanlığın sayıca beşte birini, keyfiyet ve insaniyet itibarı ile yarısını arkasına alıp o Hâlık’ın rubûbiyetinin bütün tezahürlerine geniş ve küllî bir kullukla karşılık veren.. bütün ilahî maksatlarını Kur’an’ın sûreleriyle kâinata ve asırlara duyuran, ders veren, ilan eden.. insanlığın şerefini, kıymetini ve vazifesini gösteren ve bin mucizesiyle tasdik edilen Muhammed (aleyhissalâtü vesselam), O’nun en seçkin mahlûku, en mükemmel elçisi ve en büyük resûlü olmasın!.. Hâşâ ve kellâ! Yüz bin defa hâşâ!

Demek أَشْهَدُ أَنْ لَا إِلٰهَ إِلَّا اللّٰهُ hakikati, bütün delilleriyle وَأَشْهَدُ أَنَّ مُحَمَّدًا رَسُولُ اللّٰهِ hakikatini ispat eder.

Hem hiç imkân var mı ki, bu kâinatın Sâni’i, mahlûkâtını yüz binlerce dille birbiriyle konuştursun ve onların konuşmalarını işitsin, bilsin de kendisi konuşmasın!.. Hâşâ!

Hem hiç akıl kabul eder mi ki, kâinattaki ilahî maksatlarını bir ferman ile bildirmesin. Ve onun muammasını çözecek; mahlûkât nereden geliyor, nereye gidiyor ve niçin böyle kafile kafile ardınca

71