oraya davet ediyor. Oraya gideceğimize, zahirden hakikate geçen ve o Zât’ın huzuruna yakınlıkla şereflenen bütün nuranî ruh sahipleri, kalbi münevver kutub zâtlar ve aklı nurlanmış bütün âlimler şahitlik ediyor. Bir mükâfat ve ceza hazırlandığını ittifakla haber veriyor, o Zât’ın tekrar tekrar bildirdiği pek kuvvetli vaatlerini ve pek şiddetli tehditlerini naklediyorlar.
Vaadinde durmamak, hem zillet hem de zilleti kabul etmektir; hiçbir şekilde O’nun mukaddes celâline yanaşamaz. Tehdidinden dönmek ise ya affetmekten ya da acizlikten ileri gelir. Halbuki küfür, mutlak bir cinayettir, affı mümkün değil. Ve Kadîr-i Mutlak, aczden münezzeh ve uzaktır.
Şahitler ve haberciler, yolları, meşrepleri, mezhepleri farklı olduğu halde tam bir ittifakla bu meselenin özünde birleşirler. Sayıca tevatür derecesinde, mahiyetçe icma kuvvetindedirler. Her biri insanlığın birer yıldızı, bir topluluğun reisi, bir milletin azizi konumundadır. Şu meselede söz sahibi ve ispat ehlidirler.
Hem bir ilimde veya sanatta iki ihtisas sahibi, başka binlerce kişiye yeğdir. Bir haberi doğrulayan iki kişi, binlerce inkârcıya tercih edilir. Mesela, ramazan hilâlinin göründüğünü haber veren iki adam, binlerce inkârcının sözünü geçersiz kılar.
Sözün özü: Dünyada bundan daha doğru bir haber, daha sağlam bir dava, daha açık bir hakikat olamaz. Demek, dünya şüphesiz bir tarladır. Mahşer bir harman yeridir. Cennet ve cehennem ise birer mahzendir.
Dipnotlar
- Haşiye: Evet, küfür, her şeyin kıymetini düşürüp her şeyi mânâsızlıkla itham eder. Bütün kâinatı aşağılama, ilahî isimlerin varlıkların aynalarındaki cilvelerini inkâr ve onları hor görmedir. Küfür, varlıkların Cenâb-ı Hakk’ın birliğine şehadetlerini reddettiğinden ve bütün yaratılmışları yalanla itham ettiğinden, insanın kabiliyetlerini öyle bozar ki, hayrı kabul etmeye liyâkat bırakmaz. Hem küfür, büyük bir zulümdür. Bütün varlıkların ve ilahî isimlerin hukukuna tecavüzdür. İşte bu hukukun muha- fazası ve kâfirin nefsinin hayra kabiliyetsizliği, küfrün affedilmemesini gerektirir. إِنَّ الشِّرْكَ لَظُلْمٌ عَظِيمٌ beyanı bu mânâyı ifade eder.
- Tevatür: Yanlışlığına ihtimal bulunmayacak derecede kuvvetle nakledilen haber.
- İcma: Müçtehit âlimlerin bir meselede ittifak etmesi. (Üzerinde icma edilen mesele dinen delil sayılır).
- “Dünya, ahiretin tarlasıdır.” mânâsındaki hadis için bkz. el-Gazâlî, İhyâu Ulûmi’d- Dîn 4/19; es-Sehâvî, el-Makâsıdü’l-Hasene s. 497; Aliyyülkârî, el-Esrâru’l-Merfûa s. 205; el-Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ 1/495. Ayrıca, aynı hususu değişik şekilde ifade eden Şûrâ sûresi, 42/20. ayete ve el-Hâkim, el-Müstedrek 4/348; Ebû Nuaym, Hilyetü’l-Evliyâ 10/53; ed-Deylemî, el-Müsned 2/228’e de bakılabilir.