İçeriğe geç

İşte, o peygamberler de, Rabbilerine verdikleri bu söze sadık kalarak yaşadı ve bütün icraatları ile o istikamette olmaya çalıştılar. Efendimiz, miraca çıktığında da, ruhen O’nun arkasında namaz kıldılar.5 Evet, başta Hz. İbrahim, Hz. Nuh, Hz. Musa, Hz. İsa olmak üzere bütün peygamberler âdeta; O’nun müezzini olmak istiyorlardı. Hz. Mesih, İncil’de “Ben gidiyorum ki zamanın efendisi gelsin.”6diyerek, O Yüce Nebi’yi insanlığın nazarına veriyordu. Evet, O semaya çıktığı zaman göklerin etekleri mücevherlerle dolmuş; yıldızlar, kaldırım taşları gibi ayaklarının altına serilmiş ve güneş, Hz. Muhammed (sallallâhu aleyhi ve sellem) ufkuna ulaştığında O’nun tacına sorguç olma sevdasına düşmüştü. Bütün bunlar pervaneler gibi O’nun peygamberliğinin etrafında pervaz ediyordu. Bunlardan ne çıkar;

“Şem’a-yı Nûr-i Ahmed’e Cibriller pervane döner; Nûr cemâlli Muhammed’e melekler pervane döner…”

O’nun en zirve noktada temsil ettiği ve bunlarla da bize rehber olduğu beşerî özellikleri de vardı. Meselâ O mükemmel bir aile reisiydi. Hayatının belli bir döneminde tam dokuz hanımı nikâh ve idaresi altında bulundurmuş7, ama aralarında hiçbir münakaşa ve münazaaya meydan vermemişti. Nübüvvet iksirinin damla damla damladığı o evde yetiştirdiği evlâtları her biri şayet birer asrın hissesine düşmüş olsalardı, o asırları aydınlatacak müçtehitler ve mücedditler olurlardı. Bilmem ki O’nu bu yönüyle kaç kişi tanımaya muvaffak olmuştur?..

Yine O, mükemmel bir erkân-ı harpti. Etrafında hâlelenen bir avuç insanla, dünyaya ilân-ı harp etmiş, nice nice dev sultanların tahtlarını yerle bir etmiş ve nice hükümdarları, kapısının azat kabul etmez köleleri hâline getirmişti. Hem de harp ilim ve tekniğini zâhirî planda hiç kimseden öğrenmemiş olmasına rağmen.

10