İçeriğe geç

Kureyş toplanıp kafa kafaya verdi ve Allah Resûlü’ne göndermek üzere Utbe b. Rebia’da karar kıldılar. Utbe gidip O’nu ikna edecek ve davasından vazgeçirecekti. Bu zat, o günün entel sınıfından ve Arap edebiyatına vâkıf, varlıklı bir insandı. İki Cihan Serveri’nin yanına vardı ve kendince mantık oyunları yapmaya çalışarak O’na sordu: “Yâ Muhammed! Sen mi hayırlısın, yoksa baban Abdullah mı?” Efendimiz bu soruya cevap vermedi. Hayır, belki de ahmağa en güzel cevap olan sükût ile karşılık verdi. Utbe devamla: Eğer onun senden daha hayırlı olduğunu kabul ediyorsan, muhakkak o, senin şu anda tahkir ettiğin ilâhlara taptı. Yok, eğer kendini ondan daha hayırlı görüyorsan, o zaman konuş da anlattıklarını ben de dinleyeyim.

Allah Resûlü sordu: “Diyeceklerin bitti mi?” Evet, dedi Utbe ve sustu. İki Cihan Serveri diz çöktü ve Fussilet sûresini başından itibaren okumaya başladı. 13. âyet olan:

فَإِنْ أَعْرَضُوا فَقُلْ أَنْذَرْتُكُمْ صَاعِقَةً مِثْلَ صَاعِقَةِ عَادٍ وَثَمُودَ17 âyetine gelince, Utbe dayanamadı. Sıtmalı gibi titriyordu. Ellerini Allah Resûlü’nün mübarek dudaklarına götürdü. Takati kalmamıştı. ‘Sus yâ Muhammed! İnandığın Allah aşkına sus!’ dedi ve kalkıp gitti.

Mekke büyükleri neticeyi bekliyorlardı. Ebû Cehil, Utbe’nin gelişini hiç beğenmemişti. Yanındakilere, ‘Gittiği gibi dönmüyor.’ dedi. Utbe doğruca evine gitti. Dinlediği âyetler onu yıldırım çarpar gibi çarpmıştı.. ve biraz sonra da şeytana akıl öğreten adam Ebû Cehil gelip kapıya dayanmıştı. Utbe’nin iman etmesinden korkuyor ve hemen hâdisenin üzerine gitme lüzumuna inanıyordu.. ve Utbe’nin zayıf tarafını çok iyi biliyordu. Onu gururundan vuracaktı. Harekete geçti ve şöyle dedi:

43