İçeriğe geç

Tevhid düşüncesinin en güçlü seslerinden biri olan Hazreti İbrahim, Kur’ân-ı Kerim’de sık sık başvurulan bir örnektir. Bir bakarsınız o, putperest çağdaşlarının putlarını kırar, şirk düşüncelerini temelinden sarsar ve bir daha konuşamayacakları şekilde ağızlarına, akıl tezgâhından çıkmış fermuarlar vurur; onların şirk anlayışlarını semalara taşıyıp, yıldızlara, aya, güneşe ulûhiyet isnad etmelerine karşı da, âdeta semavî cisimlerin bağını çözüp dağıtarak, onları o çarpık rubûbiyet telakkilerinin enkazı altında ezer ve arkadan gelenlere, Allah’a ulaştıran şehrahlar açar.

Her şeye rağmen gayrimâkulde ısrarlı olanlara da, sesini daha bir yükselterek: “Kasem olsun siz de, atalarınız da apaçık bir sapıklık içindesiniz.”4 der. Bir de bakarsınız, onların putlarını kırmış ve dimdik ayakta o çarpık şirk mantığına karşı: “Siz, Allah’ı bırakıp, kimseye hiçbir faydası da, zararı da dokunmayacak olan nesnelere mi tapıyorsunuz? Yuf size de, o taptıklarınıza da! Hâlâ aklınızı kullanmayacak mısınız?”5 şeklinde haykırır; haykırır, hem o günkü müşriklerin hem de daha sonra gelen bütün putperestlerin ruhlarında ürpertiler meydana getirir.

Hazreti İbrahim gibi, diğer büyük peygamberler de –değişik şartlar ve konjonktürel farklılıklara bağlı renk ve stil ayrılıkları mahfuz– hep aynı mesajları sunmuş ve aynı yolda yürümüşlerdir; Hazreti Nuh, Hazreti Hûd, Hazreti Salih, Hazreti Şuayb, Hazreti Musa (sallallâhu aleyhim ve sellem) hemen hepsi de “akl-ı semavî” yolunu takip etmiş ve mâkulü salıklamışlardır. Buna karşılık, küfür, ilhad ve şirk cephesi ise, ömürlerini hevâ ve hevesin dar mahbesinde, atalarından tevarüs ettikleri anlayış ve düşüncelerin tutsağı olarak, çarpık duymanın, çarpık hissetmenin gel-gitleri arasında geçirmiş ve sürekli bir mantıksızlık sergilemişlerdir.

75