İçeriğe geç

Evet, hidayet noktasında Allah Resûlü çok ısrarlıydı. İstiyordu ki, herkes kendisini dinlesin, erdiği o nura ersin, Mirac’ta müşâhede ettiği hakikatleri görsün ve ahiretini teminat altına alsın. İşte Allah (celle celâluhu), Efendimiz’e bu kıssaların menfezleriyle âdeta şöyle demekteydi: Habîb-i Zîşânım! Bu yol peygamberler yoludur ve değişmemiştir. Bu yol hep böyle süregelmiştir.

Hazreti Nuh, gece ve gündüz durmadan dokuz yüz küsur sene halkı davet etmiş olmasına rağmen,[5] sefine-i selâmet ve saadete eren insanların sayısı yüze varmamıştır.

Hazreti Lût da halkını irşada çalışmıştır. Onun karşısında da, “Ah benim bir kuvvetim olsaydı veya sağlam bir rükne istinad etseydim de hak adına size karşı mukabelede bulunabilseydim.” (Hûd sûresi, 11/80) dediği sapık ve ahlâksız bir cemaat vardı. O, bu konuda çok uğraşmıştı, ancak halkı sırat-ı müstakime girmemişti.

Hazreti İbrahim (aleyhisselâm) ebu’l-enbiyadır (peygamberlerin babası). Onun arkasındaki insanların sayısı da bir kaç elin parmakları kadardı. Hazreti Musa doğrudan doğruya Allah’ın azamet-i hitabına uygun şekilde, ona yakın hitaba mazhar olan bir peygamberdi. Bununla beraber kendisi Tur’da Cenâb-ı Hak ile mîkâtta bulunurken arkada bıraktığı cemaati, Sâmirî’nin buzağısına tapmaya başlamış ve irtidat etmişti.[6]

Bütün bunlardan anlaşılmaktadır ki, insanoğlu tabiatindeki kuvve-i akliye, kuvve-i şeheviye ve kuvve-i gadabiyesini suistimal etmek suretiyle inhirafları hep devam edegelmiştir. Bu durum, Sen’in döneminde de devam edecektir Ey Habibim; bundan dolayı da müteessir olma..!

246