Şimdilerde onulmaz zannedilen kanser hastalığından dolayı ölen bazı kimseler özel bir sistemle dondurulup muhafaza altına alınmaktadır. Bazı bilim adamları, ileride bu hastalığın tedavisi bulunduğu zaman onlara hayatlarını iade edip tedavi etmeyi düşünmektedirler. Tabiî mümkünse bu durumda o hastaların bir bakıma nebâtî bir hayat durumuna getirilmesi plânlanmaktadır. Bu suretle ölüme bir nevi hayat rengi verilmesi gerçekleşebilir. Allah’ın inayeti ve kuvvetiyle esbab-ı âdiyeye tevessül edilerek, böyle onulmaz zannedilen bir kısım şeyler ileriye matuf daha değişik bir hâl de alabilir. Daha sonra ilacı bulununca tedavi yoluna gidilebilir. Allah, onu ömrü olduğu kadar yaşatır ve sonra da öldürür. Ancak bütünüyle ölüme çare bulmaya gelince bütün hekimlerin de kabul ettiği gibi hayat öyle veya böyle bir noktada er-geç sona erecektir…
Hazreti Nuh’un (aleyhisselâm) yaptığı geminin bugünkü gemilerden daha üstün olup olmaması meselesine gelince; onun gemisi bugünkü gemilerin çok ötesinde bir fâikiyete mazhardır. Âyet-i kerimede geçen وَفَارَ التَّنُّورُ3 ifadesi tefsirlerde farklı yorumlarla ele alınmıştır. التَّنُّورُ kelimesiyle alâkalı Hazreti Havva’dan kalan ve Hazreti Nuh’a intikal eden taştan bir ocak, gemide suyun toplanıp biriktiği yer, yeryüzünün fışkıran sular sebebiyle kaynaması, tan yerinin ağarması gibi birbirinden uzak mânâlar düşünülmüştür. Elmalılı Hamdi Yazır ise, التَّنُّورُ kelimesinin, bu geminin kazanla çalışan buharlı bir gemi ve vapur olduğunu düşündürdüğünü ifade etmiştir.[4] Buhar tam formuna girince vapur da yürüyordu. Ancak âyet-i kerimede böyle bir sarahat yoktur.