Bu kimseler icabında emtiayı, yerinde de parayı piyasadan çekerler. Fiyatların dalgalanması karşısında piyasayla oynarlar ve altın-gümüş biriktirir, stok yaparlar. Bunların ikinci cürmü, Allah yolunda infak etmemeleridir. Kazandıklarından nafaka ölçüsünde bir miktar malı, o nafakaya muhtaç fakire ulaştırmazlar. Dolayısıyla kendilerini belâya maruz bırakırlar. Bu belâ, dünyada sınıflar arasının açılması, içtimaî muvazenenin bozulması, proletarya ile kapitalistin birbirine düşmesi, ahirette de hakkını yedikleri kimselerin onların yakalarına yapışması şeklindedir. Evet, onlar bugün biriktirdikleriyle orada azaba uğrayacaklardır. İslâm stokçuluğu yasaklıyor ve bununla temerküzü sınırlandırıyor, çalışanın emeğini tam veriyor. Böylece sınıfların birbiriyle kavgasının önünü alıyor.
Eğer beşer arasında korkunç ihtilaf ve ihtilaller birbirini takip ediyorsa, sulh-u umumi ve huzur-u umumiyi getirecek şey, mâşerî vicdanın inkişafından sonra sınıflar arasındaki râbıtanın İslâmî ölçüler içinde yeniden teessüs etmesidir. Mesele derin ve önemlidir, ancak bir soru-cevap sınırları içinde bu kadarını ele almak bile –zannediyorum– bir fikir verebilir.
[1] Müslim, akdiye 5; Ebû Dâvûd, akdiye 7. [2] Bakara sûresi, 2/43, 83, 110; Hac sûresi, 22/78; Nûr sûresi, 24/56; Ahzâb sûresi, 33/ 33; Mücadele sûresi, 58/15; Müzzemmil sûresi, 73/20. [3] Abdurrezzak, el-Musannef 9/448. [4] Buhârî, îmân 22; Müslim, eymân 38, 40.