Bu, sadece o zamana mahsus bir şey değildi. Nitekim başka bir devir gelmiş ve bir zata selâm vermenin bile suç sayıldığı dönemde, her şeyi göze alarak ve tereddüt etmeden onun etrafında toplanan insanlara karşı da tavrımız bu olmalıdır. İster sahabe, ister sonrakiler ümmî olmalarına ve birçok hususu bilmemelerine rağmen hırz-ı can edip evlâd u ıyâl sevdasını bir tarafa bırakmış ve gerektiğinde zindanlara girmeyi seve seve göze almış ve mahkemeden mahkemeye sürüklenmiş ama kat’iyen yol ve yöntem değiştirmemişlerdir.
Bir kere daha tekrar etmeliyim ki, ne olursa olsun bize, geçmişlerimize karşı saygılı olmak düşer. Biz bu saygıyı hâl, davranış ve sözlerimizle anlatmalı ve onları hayırla yâd etmeliyiz; etmeliyiz ki, arkadan gelenler de bizi rahmetle yâd etsinler. Aksine bugün bize önemli bir mirası tevdi edip emanet bırakan kimseleri hafife aldığımız zaman, yarın bizim de hafife alınacağımız muhakkak ve mukadderdir. Bundan zarar görecek olan da İslâm’dır ve Müslümanlar’dır.
Aynı zamanda seleflerimiz hakkında bu şekilde müspet düşünme ve onları hayırla yâd etme Hakk’a hürmetin ifadesidir. Zira Cenâb-ı Hak Kur’ân’da sarih âyetleriyle bizden bunu istemektedir. Şayet bugün bizden evvel hizmet edenlere karşı içimizde olumsuz mülâhazalar var ve onlar hakkında müspet düşünemiyorsak bizde ciddî bir eksiklik var demektir. İhtimal bizler bu düşüncelerle tâbiîn döneminde yaşasaydık sahabe-i kiramı da tenkit eder ve hüsrana uğrayanlardan olurduk.
Soruda aynı duygu ve düşüncenin yeniden teessüsü nasıl olur diye soruluyor. Bunun için;