İçeriğe geç

Meselenin diğer yönü ise şudur: Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat çizgisinde hizmet eden yolların hepsi haktır. Bir kimse, bu hizmetlerden birini daha fazla istikbal vaad ediyor buluyorsa, herhâlde onu daha çok terviç edecektir. Zaten çeşitli arızalarla kırılacak ve kişiyi yolda bırakacak, pek çok kimsenin dönmesine, bozulmasına ve ümidinin kırılmasına sebebiyet verecek yolu terviç etmek de doğru değildir.

Öyleyse meseleyi şöyle hulâsa edebiliriz: İmana ve Kur’ân’a hizmette, hakâik-i imaniyeyi göğüsleyebilecek her hizmet, makbul ve merğubdur. Biz de onu alkışlama mecburiyetindeyiz. Ancak fert olarak hangi hizmeti daha çok beğeniyorsak, bütün himmetimizi o hizmet istikametinde sarf etmemiz icap eder. Bu da inanan insanların basiret ve idrakine bırakılmış bir durumdur. İnsan, araştırıp yolun sâlimini bulmalı ve gönül verip dilbeste olduğu yol eğer doğru ve isabetli ise, bütün himmetini onun etrafında tahşid etmelidir. Şayet kuşku ve tereddüdü varsa, yeni bir araştırmaya girmeli, hakikate daha süratli götüren yolu bulmalı ve o yolda devam etmelidir. Çünkü hakkın hatırı âlîdir. Tecrübelerimizle, hakikaten kırılmayan, bozulmayan ve insanımızın ümidini alıp götürmeyen bir hizmet yolu buldu isek onu değerlendirip o yolda yürümek en isabetli olanıdır. En doğru, en güzel ve en isabetli yolu bulduğumuza inanıyorsak, o yola intisap etme ve bütün himmetimizi bunun etrafında teksif etme mecburiyetindeyiz. Diğer türlü, himmetin teşettütünden (dağılmasından), işleri geciktirmiş, aksatmış ve belki çok defa etrafımızdakileri bir kısım zanlara sevk etmiş olabiliriz. Bu durumda kendimiz günah işlememekle beraber, çevremizdeki insanların da, bu türlü günaha götürücü düşüncelere saplanmasına meydan vermiş oluruz ki, buna hakkımız yoktur.

61