Yine o büyük imamın yetiştirdiği müstesna talebelerinden biri de İmam Muhammed’di. Onun yazdığı eserleri üst üste koysak başımızı aşar. Hakîmüşşehîd, İmam Muhammed’in yazdığı el-Câmiü’l-Kebîr’ini, uzun olması münasebetiyle okunamama endişesinden dolayı hulâsa etmişti. Meseleleri hulâsa etmede ve anlamada zorlanmaya sebep olduğundan, daha sonra İmam Serahsî ise bu kitaba “el-Mebsût” adında bir şerh yazmıştı. Ama bütün bunlara rağmen bu eserlerin menşei yine de bir yönüyle İmam Muhammed’e dayanıyordu. O, öyle zeki bir insandı ki, (bir söz esprisi içinde) kendisinin hocasından duyduğu hiçbir şeyi unutmadığını bildirir ki, doğrudur. Ayrıca, onun iyi bir gözlemci ve mütecessis olmasıyla alâkalı şöyle bir vak’a anlatılır:
Derse geldiğinde denemek için İmam Ebû Yusuf’un oturduğu minderin altına birkaç santimlik bir tahta, İmam Muhammed’in seccadesinin altına da bir kâğıt katlayıp koyarlar. İmam Muhammed öyle mütecessis bir insandır ki, İmam Ebû Yusuf dersini yapıp tahtanın farkına varmadan kalkıp gitmesine karşılık İmam Muhammed, oturur oturmaz hemen bir farklılığın olduğunu anlar ve “Allah Allah! Bu tavan mı iki kâğıt kalınlığı aşağıya inmiş, yoksa yer mi yukarıya çıkmış!” der.
Bunlardan başka İmamı Şafiî’ye hocalık yapan, hadiste allâme ve zâhid insan İmam Vekî’ de Ebû Hanife’nin talebelerindendir. İmam Şafiî’nin, “Eşi menendi yoktur.” dediği, hadiste allâme-i cihan olan zâhid ve zâbit Horasanlı Türk âlimi Abdullah b. Mübarek de İmam Âzam’ın meşhur talebelerindendir. Bu ölçüde, sadece İmam Tehânüvî’nin tespit ettiği üç yüz kadar büyük insan vardır.