İçeriğe geç

O muzdarip insanın, o andaki hafakan ve ızdırabını anlamayanlar bu sözü tenkit edebilirler. Ancak, biraz düşünüldüğünde, bazı durumlarda hemen herkesin aynı şeyi yapabileceği veya söyleyebileceği görülecektir. Bir şefkatli baba düşünün ki, evladı mahsur kaldığı bir yangın içinde yanmaktadır. Şimdi böyle bir durumda evladından yükselen feryat o babanın ciğerini dağlarken, onun davranışları nasıl akıl ve mantık kriterlerini aşar; öyle de ümmet-i Muhammed’e karşı azamî ölçüde şefkatli bu büyük insanın, ümmetin düştüğü durum itibarıyla müstahak oldukları o korkunç neticeyi düşündükçe, yukarıdaki ifadeye benzer sözler sarfetmesi gayet normaldir. İşte bu türlü sözler değerlendirilirken böyle bir ölçü içinde değerlendirilmelidir. Yoksa umumî mânâda bu sözleri ölçü almak doğru değildir.

Evet bu söz, onun Hz. Ebû Bekir veya Hz. İbrahim meşrebinde (Haliliyye) olmasının tezahürüdür. Bu söz, milletinin dertleriyle hiç dertlenmemiş ve bu uğurda bir gececik olsun uykusunu terk edememiş sıradan insanların sözü olamaz. Bu söz, olsa olsa Hz. İbrahim, Hz. Ebû Bekir ve onlardan sonra bu anlayışı temsil eden İmam Gazzâlî, İmam Rabbânî ve “Sen hiç hayatında evlenmeyi düşünmedin mi?” diye sorduklarında “Milletin dertlerini düşünmekten onu düşünmeye vakit bulamadım.”3 cevabını verecek kadar çilekeş ve hasbî bir sineye sahip olan Hz. Pîr-i Mugân gibi kimselerin söyleyebileceği bir sözdür. Ve bu söz, biraz önce de ifade ettiğimiz gibi, temâşâ edilen müthiş bir tablo karşısında irkilme, ürperme, sarsılma ve Rabbin rahmetine, o anda, o sözlerin açıcı bir anahtar olduğu düşüncesiyle müracaat etme, hatta büyük bir fedai gibi kendisini milletine feda etmenin bir ifadesidir.

264