Efendimiz’e takaddüm eden yıllardaki o ürperten cahiliyeyi, dünyanın o dönemdeki tâli’siz nesilleri bir kere daha yaşıyordu. Çin Seddi’nden Asya steplerine, oradan da Avrupa içlerine kadar koca bir dünyada, küfür ve dalâlet âdeta bir tufan hâlini almış ve önüne kattığı nesilleri meçhul bir noktaya doğru sürükleyip duruyordu. Hatta bu curcunada, inanmış sineler bile küfür radyoaktifiyle öyle nezle olup yataklara düşmüşlerdi ki hadisin ifadesiyle “zükâm” olmuşlardı ve 50-60 sene bellerini doğrultmaları mümkün görünmüyordu.3 Hâlâ bu dünyada din, peygamber, geçmiş tanımayan ve başkalarının türkülerini söyleyen insanlar varsa, bunlar çok ciddî yaralandığımız o dönemin felaketzedeleridirler.
İşte siz, i’lâ-yı kelimetullah ruhunun, cihanın dört bir yanında yeniden şehbâl açması adına “omuzlarımıza ihsân-ı ilâhî tarafından konulmuş” bir kudsî vazifenin âdeta arılarısınız.4 Muhammedî ruhu bal petekleri gibi bütün gönüllere işleyecek ve herkese inancın, emniyetin şeker şerbetini sunacaksınız. Hatta öyle sıkıştırılmış şeker kümeleri meydana getireceksiniz ki, okyanusların içine atıldığında onları dahi şeker-şerbete çevirecektir. Küçüklüğünüz içinde bütün dünyaları tatlandıracak ve Yahya Kemal’in ifadesiyle “mukassî” görünecek, fakat hep “muallâ” olacaksınız ve İnsanlığın İftihar Tablosu’nun ışıktan mesajlarını, o mesajlara hasret gönüllere ulaştırmada âhesterevlik etmeyeceksiniz…
Dipnotlar
- 3 Bkz.: Buhârî, istiskâ 2, 13; Müslim, salâtü’l-münâfikîn 39.
- 4 Bkz.: Bediüzzaman, Lem’alar s.200 (Yirmi Birinci Lem’a).