İçeriğe geç

Hayatta, hemen belki hepimizin bir kısım dengesizlikleri olmuştur. Meselâ; ben Trakya’da görev yaparken, beşerî garîzelerim yükselmesin, dolayısıyla gençliğin vermiş olduğu arzulara takılıp kalmayayım düşüncesiyle, günün bir öğününde sadece kalorisi olmayan bir şey yerdim. Oysaki Allah Resûlü, bu tür duyguları kontrol için oruç tutmayı tavsiye etmiştir. Belki az yiyip az uyuyup, iman hizmeti adına daha çok koştursa idim, aynı neticeyi elde edebilirdim. Yine o zamanlar, “Allah’ım, bana hastalık ver, ağrımla sızımla meşgul olayım da, kendi nefsimi unutayım.” diye dua ettiğim olmuştur. Hatta, nefsimi kahretmek için daha ağır isteklerde bulunduğum da olmuştur. Ama bütün bunlar, yanlış şeylerdi ve bu mevzuda dengeyi bilememekten kaynaklanıyordu. Çünkü Efendimiz, “Allah’tan af ve âfiyet isteyin”3 buyuruyor. Dolayısıyla bize de, Efendimiz’in bu mevzuda bizden istediği ölçüyü korumak düşerdi.

Zannediyorum günümüzde dengenin korunamadığı diğer bir husus da, anne-baba hakkı ve akraba ziyaretleridir. Cenâb-ı Hak, Kur’ân-ı Kerim’de bu husus üzerinde ısrarla durur ve onlara saygıyı kendisine ibadetle birlikte zikreder. Öyle ise bu mevzuda bize düşen şey, iman ve Kur’ân’a hizmet düşüncesiyle en önlerde koşarken dahi, her fırsatta gidip onların ellerini öpmek ve gönüllerini almaktır. Haddizatında çok işimiz olabilir ve onlar bizimle aynı çizgi üzerinde bulunmayabilirler. Ne var ki, dünyaya gelmemize vesile teşkil etmeleri yönüyle, onları razı etme adına, –Allah’a isyanın dışında– ne yapılsa değer.

Netice olarak; insanın bir şeyi baştan plânlarken gecesini gündüzünü, hastalığını, yaşlılığını hesap ederek, sonuna kadar işi götürebilecek şekilde plânlaması, başladığı işi tamamlama esaslarına bağlaması ve taşıyamayacağı yükün altına girmemesi önem arz eder.

248