İçeriğe geç

Bu mevzuyla alâkalı Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) döneminde yaşanmış bir hâdiseyi örnek olarak arz etmek istiyorum. Efendimiz’in evde olmadığı bir zamanda, zevce-i pâklerinin hâne-i saâdetlerine bir grup erkek gelir ve Resûlullah’ın ibadetlerini sorarlar. Sordukları husus kendilerine açıklanınca, onu az bulur ve “Biz kim, Efendimiz kim? O, Allah’ın (celle celâluhu) geçmiş ve gelecek bütün günahlarını affettiği bir insan.” derler. Sonra da içlerinden biri: “Ben artık hayatım boyunca her gece sabaha kadar namaz kılacağım”, ikincisi: “Ben de hayatım boyunca hep oruç tutacağım, hiçbir gün terk etmeyeceğim.”, üçüncüsü de: “Kadınları terk edip, onlara hiç temas etmeyeceğim.” der ve ayrılırlar. Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), olaydan haberdar olunca onları bulur ve: “Sizler böyle böyle söylemişsiniz. Hâlbuki Allah’a yemin ederim, Allah’tan en çok korkanınız ve yasaklarından en ziyade kaçınanınız benim. Ama ben, bazen oruç tutar, bazen yerim; bazen namaz kılarım, bazen de uyurum; kadınlarla beraber de olurum. (Benim yolum, sünnetim budur), kim sünnetimden yüz çevirirse benden değildir.”2 buyurur.

Görüldüğü gibi Allah Resûlü, amelde yapılan herhangi bir ifrata, bir ma’siyete öfkelendiği gibi öfkeleniyor. Ma’siyet, İslâmî hayatta dengeyi bozan, insanı kendi yörüngesinden çıkaran bir şey ise, amelde ifrat da aynı mânâda bir dengesizliktir. Dolayısıyla ona karşı da çok dikkatli olmak gerekir.

247