İsterseniz, bir Abdullah b. Cahş ile, bir Sa’d İbn Rebi’ ile, hayatına sadece bir buçuk sene Müslümanlığın girdiği İkrime b. Ebî Cehil’le veya amcası İbn Hişam’la hayalen münasebete geçip, onların insanî normları aşan iman ve aksiyonlarında arz etmeye çalıştığım hususların icmalini görebilirsiniz. Öyle zannediyorum ki, hemen içinizde zincirleme “keşke”lerin uyandığını hissedecek ve “Keşke ben de bir Mus’ab, bir İbn Cahş, bir Hamza, bir İkrime, bir İbn Hişam… olsaydım” diyeceksiniz. Hele onlardan bazılarının Cehennem’in kenarında dolaşırken her nasılsa hayatının son faslında “Bismillah yâ Allah!” deyip birkaç dakikalığına Müslümanlık içine girip, bir solukta Cennet’in zirvelerine ulaştığını görünce kendinizden geçecek ve yine bir “keşke” ile inleyerek onlardan biri olmayı isteyeceksiniz. Öyle sanıyorum ki bütün bunlar, sizde sahabe şuurunu mayalayacak ve bu hisler sizleri hep coşturacaktır.
4. İnsanımıza hizmet eden ilim-irfan yuvalarını gezip ziyaret etmek de kazandığımız şuurun devamlılığı bakımından önemlidir. Hatta pek çok insanda, anlatılanlardan ziyade gidip görmeler daha müessir olmuştur. Bunun sayısız örnek ve misalleri vardır. Bu sebeple metafizik gerilimimizde bir gevşeme hissedince böyle bir çareye hemen müracaat edip şuurumuzda bir tazelenme meydana getirebiliriz.