Görüldüğü gibi bunların hepsi irade isteyen davranışlar olmasına karşılık, o bunları başarmıştı. İşte Kâinatın Fahri (sallallâhu aleyhi ve sellem) insanlara yükleyeceği misyonları itibarıyla çok iyi seçme ve değerlendirmesi yönüyle –ki Allah Resûlü’nün bu özelliği bize “Muhammedün Resûlullah” dedirtir– tebliğ ve irşad vazifesiyle başkasını değil, onu seçip Medine’ye göndermişti. Hz. Ebû Bekir’e, Hz. Ömer’e, Hz. Ali’ye rağmen Mus’ab b. Umeyr.. ve o, Medine’de hiç mi hiç panik yaşamadan, sergilediği ciddî tavırla gönüllere itminan salmış, Üseyd b. Hudayr, Sa’d b. Muaz, Sa’d b. Ubade gibi devâsâ kametlerin İslâm’la şereflenmelerine vesile olmuştu.2
Evet, o, eşyanın perde arkasına gözlerini açmış, ölümü gülerek karşılamaya hazır tam bir dava eriydi. Zaten hayatını da hep bu çizgide sürdürdü, bu çizgide noktaladı. O Uhud’da şehit olunca bedenini örtecek kefen bulunamamıştı.. bulunamamıştı da avret mahalli, üzerindeki peştemalle örtülmüş, sair yerlerine “izhır otu” kapatılarak gömülmüştü.3
İşte bu ruh hâleti içinde yaşayan Mus’ab b. Umeyr, Allah Resûlü’nün önünde savaşırken bir kolu koparılınca, öbür kolunu, o da budanınca hiç diriğ etmeden kinle, nefretle kalkan kılıçlara boynunu uzatmıştı.4 Görüldüğü gibi o hep irade yörüngeli, meşîet-i ilâhiyeye râm olan bir hayat yaşamıştı. “Allah bana bu iradeyi verdiyse, ben de hayatım boyunca onun kavgasını vermeliyim.” şuuru içinde dolu dolu yaşanan bir hayat.
Hâsılı, Mus’ab, çetin olma, zor olma ve aşılamayan tepe mânâsına gelen ismiyle, önüne çıkan her engeli Allah’ın inayetiyle aşmış ve rahmet-i Rahmân’a kavuşmuş, çoklarının her zaman hayal hanesini dolduran şehadet ile hayatını noktalamıştı.
Dipnotlar
- 2 et-Taberânî, el-Mu’cemü’l-kebîr 20/362-363; İbn Hişâm, es-Sîratü’n-nebeviyye 2/281-285.
- 3 Buhârî, meğâzî 17; Tirmizî, menâkıb 53.
- 4 İbn Sa’d, et-Tabakâtü’l-kübrâ 3/121; İbn Asâkir, Târîhu Dimaşk 60/347.