İçeriğe geç

Günümüzde, yeryüzündeki hâkim bazı güçlerin büyük yalanlarını bir defa daha bütün dünya ile beraber müşâhede ettik. Bosna-Hersek’e hiçbir yardım yapılmazken, Hırvatistan sınırları on dört bin Birleşmiş Milletler askeri ile koruma altında. Bosna-Hersek’te öldürülen Müslümanlar hakkında sadre şifa bir beyanat yok ama, onların öksüz-yetim kalan çocuklarını alıp kaçırma ve Hıristiyanlaştırma için yoğun faaliyetlere diyecek yok..!

Dilerim bu hâdiseler, Müslümanların hamiyet-i milliye ve hamiyet-i diniyelerini tahrik edip onları harekete geçirir… Evet, belki de etrafımızda cereyan eden bu tegallübler, tahakkümler, esaretler, zulümler vicdanlarda ürperti hâsıl eder de, “sâir fi’l-menam”2 olan Müslümanlara “Yeter be!” dedirtir. Eğer bu tür hâdiseler böyle bir neticeyi doğurup mâşerî vicdanın uyanmasını sağlayacaksa, olup biten bu şeyler, zâhiri çirkin görünse de netice itibarıyla yararlı oldukları söylenebilir. Zira din ve diyanetleri uğruna ölenler zaten şehit oluyorlar. Öldürenler ise layık oldukları, azaba çarptırılacaklardır ve bunda zerre kadar şüphemiz yok. O hâlde, mazlum, mağdur olarak öldürülenler şehitlik mertebesini, Cennet’i kazanıyorlar. Bununla beraber, arkalarında yıllardan beri Batı düşüncesi ile mahmur kitlenin uyanmasına vesile oluyorlar. Bu açıdan da şimdilik bir kaybetsek de gelecekte –inşâallah– on kazanacağız demektir.

Evet, sistemin sağlıklı yürümesinin yolu, insan ve kültürden geçer. Bunu da makam ve mansıp sevdasına kapılmamış, milletine ait kültürü ile bütünleşmiş, “Bize vazife yapmak düşer, Allah’ın işine karışmayız.” terbiye ve edebi içinde Allah’a karşı saygılı, vazife şuuru ile dopdolu nesiller başaracaktır.

212