Meselenin fıkhî yönüne gelince, üç aylarda muttasıl oruç tutmak mekruhtur. Çünkü Resûl-i Ekrem Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) böyle bir şey yapmamıştır. Ne Kur’ân-ı Kerim’in emir ve tavsiyelerinde ne de Allah Resûlü’nün Sünnet’inde böyle bir şeye rastlamamaktayız. Buna rağmen halkın arasında Recep, Şaban ve Ramazan aylarını peşi peşine tutmak gibi bir âdet yerleşmiştir. Bu şekilde tutulan bir orucun neticesini, oruçtan beklenen gayeyle de telif etmek mümkün değildir. Zira kesintisiz oruç tutunca insan bünyesi oruca alışkanlık kazanır. Oruca alışan bir kimse için de oruç tutmakla tutmamak arasında bir fark kalmaz. Onun için, nefsi terbiye adına birtakım mahrumiyetlere katlanma gibi bir hasletten söz edilemez. Bu sebeple insan, sürekli oruç tutmak suretiyle oruca alışmamalı, bazen tutup bazen tutmayarak nefsini terbiye etmeye çalışmalıdır. Zaten Efendimiz’in, sahabe-i kiramın en âbid ve zâhidlerine tavsiye buyurduğu oruç da bir gün tutup bir gün tutmama şeklindedir.
B. İhtilaf-ı Metâli’
Soru: Hilâlin, dünyanın değişik yerlerinde değişik saatlerde görülmesi (ihtilâf-ı metâli’) sebebiyle her belde halkı Ramazan başlangıcını ve bayramı tespit edebilmek için kendi gözlemlerine mi dayanacaklar? Yoksa bir beldede hilâlin görülmüş olması bütün beldeler için geçerli midir?