İçeriğe geç

Bunlar, aslında fonksiyonları itibarıyla insanın beslendiği yerlerdir. Evet, çocuk yuvada iyi beslenmeli, sokakta iyi arkadaşları olmalı, camiye gittiğinde dinin derince yaşandığını görmeli, okulda mâneviyat adına alacağını almalıdır ki sonuçta iyi bir Müslüman olabilsin. Ne yazık ki bugün bu kaynakların hepsinde bir donukluk yaşanıyor. Müslümanlık buralarda formalite olarak icra ediliyor. Dolayısıyla bu kaynaklardan beslenemeyen bir mü’minin Ramazan ayını dolu dolu hissederek yaşaması da pek mümkün değildir. Problemi böylece tespit ettikten sonra şimdi de çözümüyle alâkalı olarak yapabileceğimiz bir husus üzerinde bir nebze durabiliriz.

Beslenme kaynaklarımızdaki bu donukluğu aşabilmek ve dinî hayatı formalitelerden kurtarabilmek için formatla biraz oynamak isabetli olacaktır. Mesela toplum, kendi arasında bir mukavele yapıp şöyle diyebilir, “Gelin bu Ramazan’da Kur’ân-ı Kerim’i daha farklı okuyalım. Arapçasını okurken bir yandan da meal ve tefsirine bakalım. Teravihi hatimle kılmak üzere birbirimize söz verelim. Teravihi kılarken aralarda gürül gürül salavâtlar getirelim, Cevşen ve Evrad-ı Kudsiye gibi dua kitaplarını okuyalım. Ramazan’ı daha derince duyma adına ne gerekiyorsa onu yapalım.” Zaten teravihte müstehab olan, her selamdan sonra namazda geçen süre kadar oturup bir şeyler okumaktır. İki rekât kılıyorsanız iki rekât kılacak kadar, dört rekât kılıyorsanız dört rekât kılacak kadar oturup bir şeyler okumalısınız. Belki her gün farklı bir dua okuyarak o duyguyu sürekli canlı ve zinde tutacaksınız. Her gün yaptığınız o ibadetleri; rengini, desenini değiştirmek sûretiyle besleyeceksiniz.

191