Bizler, eşya ve hâdiselere bütünüyle nüfuz edemiyoruz. Onların arasında hâlden ve dilden anlamayan seyirci ve müşahitler gibi dolaşıyoruz. Onun için de hangi şeyden neler olur henüz bilemiyoruz. Belki bir gün eşya ve hâdiselerin ruhunu kavrasak, bunların var ediliş keyfiyetine tam nüfuz etsek, hayatımıza tuzak kurmuş mikroplardan dahi en büyük şekilde istifade etme kapıları açılacaktır. Belki de çeşitli mikroplar üreten fabrikalar kuracak ve memleketin gelir kaynaklarından en büyüğünü keşfetmiş olacağız. Fakat şu anda bizler, akan bir ırmağı sadece seyreden ve ondan çok çeşitli yönleriyle istifade edemeyen insanlar durumundayız.
Evet, eşya ve hâdiseler akıyor ve biz de sadece bakıyoruz. Hâlbuki Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) bir duasında, Cenâb-ı Hak’tan eşya ve hâdiselere nüfuz edebilmeyi talep ediyor ve “Allahım, bana eşyanın hakikatini göster.”1 diyor. İnsan için ideal ufuklardan birisi ve belki de en birincisi eşyanın hakikatine nüfuz edebilme keyfiyetini kazanabilmektir. İşte bu keyfiyetle kâinat tetkik edilse, her eşya ve hâdisenin verâsında, ince bir perde arkasında ahiret görülüp müşâhede edilecektir.
Yeryüzünde diken gülle, bülbül kargayla beraberdir. Esasen birbirine zıt gibi görünen eşya yekdiğerini tamamlamaktadır. Kâinatta abes ve boş hiçbir hâdise ve eşya yoktur. Meselâ yeryüzündeki bütün köpekleri yok etsek, kâinatın sinesinde bir boşluk meydana gelir. Bir zaman Batılı bir mütefekkir, bir kuş türünün tükenmeye yüz tuttuğunu ve bu sebeple kâinatta mühim bir gediğin açılacağını gazeteler diliyle ilan etmişti.
Kâinatın seyri içinde herkese ve her şeye bir vazife düşmektedir. Onun için kâinatın sinesinden neyi alırsanız alın, orada bir boşluk tarrakalar çıkaracak ve “Kâinatta bir boşluk meydana geldi.” diyecektir.
Dipnotlar
- 1 Bkz.: Fahruddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-ğayb 1/109, 2/184, 6/169, 13/37, 21/31, 22/35, 40, 24/128.