İçeriğe geç

İşte selef-i salihîn efendilerimiz hep bu duyguyla meşbu bulunmuşlar ve cenazelerinin nasıl olacağından ziyade Rabbin huzuruna hangi yüzle çıkacaklarını düşünmüşlerdir hem de onca ibadet ü taatlerine, onlarca senelik kusursuz kulluklarına rağmen. Meselâ; ibadeti, zühdü, takvası, ilmi ve özellikle hadis bilgisiyle çok nadide bir insan olan ve A’meş lakabıyla tanınan Süleyman İbn Mihran Hazretleri bunlardan biridir. Vefatından az önce yanına giren dostları bir doktor çağırmayı teklif edince şöyle cevap verir: “Ne yapayım doktoru, artık ben gidiciyim. Hem yemin ederim ki, nefsim elimde olsa onu hemen bir çukura atar kurtulurdum. Ben ölünce hiç kimseyi çağırmayın, beni sessizce kabrime bırakın, gidin!”10 O sözün mânâsı şudur: “Allah indinde bir kıymetim varsa, zaten kurtuldum; fakat, şayet ben insanların hüsnüzan ettikleri gibi biri değilsem, o zaman vay hâlime benim; ötede bir de onların hüsnüşehadetlerinin hesabını sorarlar bana!..”

186