Rehber-i Ekmel’den derslerini alan Ashab-ı güzîn de aynı çizgiyi takip etmişlerdi. Mevlâna Şiblî’nin anlattığına göre; Hazreti Ömer (radıyallahu anh), dört bir cephede hasımlarıyla hesaplaşırken, onca at ve onca deveyi harp meydanına sevkediyor ama bununla beraber harbe iştirak etmeyen binlerce atı da hazır bekletiyordu. Meselâ, Medine civarındaki çiftliklerde savaşa hiç katılmamış asil Arap atlarından tam kırk bin tane, Suriye civarında da yine aynı sayıda at besleniyor ve yedekte tutuluyordu.7 Fakat, milletinin selâmeti ve istikbali için askerî gücünü bu denli kavî tutan ve o büyüklükte bir sermayeye sahip olan Seyyidina Ömer, günde belki sadece bir defa ekmeğini zeytinyağına banıyor, yiyecek olarak onunla iktifa ediyordu.8
Adalet timsali Ömer Efendimiz, bir gün hanımının, saçlarına zeytinyağı sürmüş olduğunu görüyor. Saça sürülen zeytinyağı kaç para eder! Fakat bu, Ömer hassasiyeti.. sormadan duramıyor: “O zeytinyağını nereden aldın?” diyor. Hanımı, “Hani, fakirlere yağ dağıtmak için kullandığın kazanlar vardı ya.. işte onlardan biri henüz yıkanmamıştı; o kazanın dibinde kalan yağı kullandım” cevabını veriyor. Hazreti Ömer, bu cevaptan hiç memnun olmuyor ve “Millete ait zeytinyağını nasıl kullanabiliyor, onu saçlarına ne hakla sürüyorsun?” diyerek bu hoşnutsuzluğunu dile getiriyor. –Milletin malını “hortumlayıp” duran modern kırk haramilerin kulakları çınlasın!..–
Dipnotlar
- 7 Mevlâna Şiblî, Hz. Ömer ve Devlet İdaresi 2/144-146.
- 8 Ebû Nuaym, Hilyetü’l-evliyâ 1/48; el-Vâkıdî, Fütûhu’ş-Şâm 1/93.