Diğer taraftan, demokrasi hâlâ büyük ölçüde muğlak olduğundan bu tabirin nispetsiz zikri pek azdır. Çok defa onun yanına başka bir tabir ilâve edilerek, demokrasi “çoğulcu”, “liberal”, “Hristiyan”, “katılımcı”… gibi sıfatlarla anılmaktadır ki, bazen bu demokrasi türlerinden biri diğerini demokrasi olarak bile kabul etmeyebilmektedir. Hitler, Nazizm’in “gerçek demokrasi” olduğunu iddia ettiği ve Mussolini, Faşizm’i “merkezî ve otoriter demokrasi” şeklinde nazara verdiği gibi, bugün de, çoklarınca anti-demokratik kabul edilen bazı ideolojilerin temsilcileri bile demokratik olduklarını savunmaktadırlar. Dolayısıyla, dünyanın değişik bölgelerinde “Marksist demokrasi”, “Proletarya demokrasisi”, “Protestan demokrasi”… gibi daha pek çok demokrasi anlayışına şahit olmak mümkündür.
Mânâ Boyutlu Demokrasi
Ne var ki, şimdiye kadar “demokrasi”, bu izafet ve nispetlerine bakılmadan hep yalın hâliyle ele alınmıştır. Bu sebeple de, din-demokrasi münasebetinden söz edenler, demokrasi ile dinin asla bağdaşmayacağını iddia etme yanlışlığına düşmüşlerdir. Onlara göre; din, Allah’ın hâkimiyetine, demokrasi ise milletin re’yine dayanmaktadır. Fakat maalesef, özellikle İslâm ve demokrasi arasındaki bu sathi karşılaştırmada, “Hâkimiyet, kayıtsız-şartsız milletindir” sözünün, hükümranlığın –hâşâ– Allah’tan alınarak insanlara verilmesi mânâsına gelmediği; aksine Cenâb-ı Allah’ın, hükümranlığı, baskıcı ve zorba bireylerin elinden alıp cumhura yani toplumun üyelerine verdiği hakikati gözardı edilmiştir. Bununla beraber, İslâm ve demokrasi söz konusu edildiğinde bunlardan birincisinin ilâhî, semavî bir din, diğerinin ise beşerî bir yönetim şekli olduğu mutlaka göz önünde tutulmalıdır. Demokrasinin tekamülünü isteyiş asla onun din yerine konması mânâsına gelmemelidir. Dinin mukaddesliği ve münezzehiyeti mahfuzdur; dolayısıyla, İslâm ile demokrasinin kıyaslanması mevzubahis olamaz.