Hataları, yanlışları ve günahları unutmak ise, büyük bir belâdır. Hatayı söylemek doğru değildir; dinimiz hata ve günahların sayılıp dökülmesini yasaklamıştır. Fakat, bir insana –farzımuhâl– “Hatalarını anlat” dense, o, çocukluğundan itibaren ne kadar sürçmesi ve tökezlemesi varsa hepsi önünde yazılıymış gibi bir bir sayabiliyorsa; bütün yanlış adımlarının ve zikzaklarının pişmanlığını her an yepyeni gibi duyabiliyorsa; hatta işlediği yeni ve küçük bir hata ile bütün eski hatalarını da hatırlıyor ve bir kere daha kendini levmediyorsa, bu da çok önemli bir mazhariyettir. Hataları, yanlışları, zikzakları, riyakârlıkları, süm’aları, bencillikleri ve inhirafları asla unutmama; bunlar sebebiyle kendini sürekli sorgulama, en eskileri bile en yenilerle bir kere daha hatırlama, dolayısıyla, her fırsatta nefsi sîgaya çekme… Yetmiş yaşında ve ölüm döşeğindeyken, altmış sene evvel ve daha mükellef olmadığı dönemde yaptığı bir hatayı bile unutmayıp onun hicabını da duyma… İşte burada da unutmama çok önemlidir. Evet, hata ve günahları sürekli hatırda tutup tevbeye yapışma, meziyetleri ve başarıları da hiç hatıra getirmeyip devamlı sa’ye sarılma… bunlar, fezâil-i insaniyenin iki kanadıdır.
Derinleşme ama değişmeme