Böyle bir tehlikeden kurtulmanın en önemli ve en etkili yolu ise, üç-beş insanla da olsa her gün sürekli sohbet-i cânan meclisleri oluşturarak imanı yenilemektir. Evet, bu tür hastalıklar ancak vicdanda her zaman ter u taze duyulabilen iman hakikatleriyle tedavi edilebilir. Bu sebeple insan, her gün imana başka bir zaviyeden bakabilmeli, her yeni güne girerken, “Allah’ım dün Seni böyle tanımamıştım. Meğer ben neleri fevt etmiş bir insanmışım. Bugün ise vicdanımda Seni, çok daha farklı duyuyor, çok daha farklı tanıyorum.” diyerek yepyeni bir iman ve mârifet ufkuna uyanmalıdır. Aynı mülâhazalarla haşr u neşr akidesi üzerinde durulmalı, ahiret endişesi ve hesap korkusu tavır ve davranışlarımız üzerinde belirleyici rol oynamalıdır. Bizim ebedî saadet yurdu olan Cennet’e kavuşabilmemiz, kabirden, sırattan, mizandan sıyrılmamıza bağlıdır. Eğer sıyrılamazsak –hafizanallah– akıbet çok kötü ve çok karanlık demektir. Bu açıdan ahirete iman mevzularını “elif-be”yi bildiğimiz gibi bilmemiz ve her gün yeni bir renk, yeni bir desen ve yeni bir şive ile onu ele alarak bir kere daha vicdanlarımızda duymaya çalışmamız gerekir. Ahirete imanın yanında nübüvvete iman meselesi de öyle ele alınmalı ve öyle bir üslûpla sunulmalıdır ki, İnsanlığın İftihar Tablosu (aleyhi elfü elfi salâtin ve selâm) akıllara geldiği zaman insanların burunlarının kemikleri sızlamalı. Keza kadere öyle inanmalıyız ki, en büyük musibetlere maruz kaldığımızda bile, اَلْخَيْرُ فِيمَا قَدَّرَهُ اللّٰهُ “Hayır, Allah’ın takdir ettiğindedir.”160 Veya اَلْحَمْدُ لِلهِ عَلَى كُلِّ حَالٍ سِوَى الْكُفْرِ والضَّلَالِ “Küfür ve dalâlet dışında her türlü hâlimiz için Allah’a hamd olsun.”161 diyebilmeliyiz. Belâ ve musibetlerle, çetin imtihan ve zorluklarla karşılaştığımızda hemen doğrulup, “Vardır bunda da bir hayır. Demek ki Cenâb-ı Hak bizi ikaz ediyor.” mukabelesinde bulunabilmeliyiz. İman hakikatleri üzerinde yoğunlaşmak çok önemli olduğu gibi, İslâmî esasları, milimi milimine, arızasız kusursuz ve ciddî bir taabbudîlik ruhuyla yerine getirmek de çok önemlidir. Zira emre itaatteki inceliği kavramak, bin aklın bin muhakemesinden çok daha önemlidir. Şeytan muhteşem aklını kullanmış ve kaybetmiştir. Hazreti Âdem (alâ nebiyyinâ ve aleyhisselâm) ise bir yönüyle sürçtükten sonra emre itaatteki inceliği kavramış ve yeniden bir kavis çizerek amudî yükselişle meleklerin bile önüne geçmiştir.