Diğer yandan Allah yolunda yapılan hizmet ve amellerin kendisine göre bir hazzı vardır. Ben bu işi bütün zevk ve lezzetiyle duymuş insanlardan değilim. Bezginliğin her yanımdan döküldüğünü söyleyebilirim. Belki de içten içe, bir yolunu bulsam da bu işin içinden sıyrılsam mülâhazalarım vardır. İyi ve yararlı bir insan olmadığım mevzuunda ise kanaatim tamdır. Hayatım boyunca değişik tazyik ve tecritlere maruz kaldım. Seksen sonrası neler yaşayıp neler çektiğimi Allah bilir. Şu anda da yaşadığım şartlar itibarıyla kendimi iğneli bir fıçı içinde gibi hissediyorum. Fakat bütün bunlara rağmen diyorum ki: “Ben bu işi ne kadar kavramış olursam olayım, böyle büyük bir mesele için bu çektiklerimin on katını çeksem değer.”
Tek Başımıza Kalsak da
Bildiğiniz gibi hadislerde geçen bir kahramanlık, bir yiğitlik tablosu vardır. İmanla dopdolu bir sine, cephede mücadele içinde iken, etrafındaki insanların hepsi birer birer budanır gibi devrilince, sağına bakmış, soluna bakmış sonra hiç kimsenin kalmadığını görünce atını mahmuzlayıp ileriye atılmış ve bir daha da geriye dönmemiştir.98 İşte böyle bir anlayışa, böyle bir mantığa bağlı hareket etmek gerekir. Yani siz tek başınıza kalsanız, bütün dünya da mekanize birlikleriyle karşınıza dikilse, siz yine de aynı yolda inat ve sebatla devam etmelisiniz. İnadın bir hikmet-i vücudu vardır ki, o da hakta sebat etmektir. İşte meseleye bu perspektiften bakan bir insan, “İslâm ve iman hak olduğu gibi, bunların dünyaya duyurulması da çok önemli ve olmazsa olmaz bir meseledir. O olmayacaksa benim de varlığımın bir kıymeti yoktur.” der ve hayatını ona göre tanzim eder.