İçeriğe geç

Hâsılı kendi düşünce dinamiklerimiz üzerine kurulu bir ilim zihniyeti için, birinci istasyonda bilgiyi transfer edecek, değerlendirecek ve insanlarda eşya ve hâdiseleri çözme, anlama ve yorumlama aşk u iştiyakını oluşturacaksınız. Sonra da onu kendi değerlerinizle buluşturarak bir mânâda bizleştireceksiniz. Daha sonra onların bugüne kadar ortaya koydukları birikime bakıp “yahu biz niye bunları yapmayalım ki?” diyecek ve aynı araştırmaları siz yapacaksınız. Yani bilginin transferini bir fasıl hâlinde, onun bizleştirilmesini de ayrı bir fasıl hâlinde ele alacaksınız. Sonra da her şeyin mahiyet-i nefsü’l-emriyesine göre ele alınması, Allah’ın bu kitab-ı kebir-i kâinatı vaz’etmedeki murad-ı ilâhîsinin takip edilmesi, Kur’ân’ın onun nasıl kavl-i şârihi, burhân-ı vâzıhı ve delil-i sâtıı olduğu hakikatinin araştırılması hususlarına yöneleceksiniz. Ayakları, sağlam yere basan belli bir bakış açısı kazandıktan sonra, Cenâb-ı Hakk’ın bu iki kitabına bakınca aynı hakikati görmeye başlayacaksınız. Kur’ân âdeta bir kâinat, kâinat da bir Kur’ân gibi size görünmeye başlayacak. Diğer yandan sizin nazarınızda insan kâinatın bir fihristi, kâinat da inkişaf etmiş bir insan hâline gelecek. Bütün bu meselelere bizzat vicdanınızın şehadetiyle “evet” diyecek, “evet” diye haykıracaksınız.

94 Bkz.: Bediüzzaman, Sözler s.393 (Yirmi Beşinci Söz, Mukaddime).

95 Bkz.: İbn Arabî, el-Fütûhâtü’l-Mekkiyye 3/549; el-Âlûsî, Rûhu’l-meânî 1/396, 6/165, 14/160.

112