Öyleyse Allah (celle celâluhu) zikredilir, Allah’a şükredilir, fakat yine de O’nun bütün nimetlerine mukabelede bulunmak mümkün değildir. Ancak biz elimizden ne kadar geliyorsa o kadarını yapmalı, ortaya koyduğumuzun azlığı şuuru içinde O’na dönerek, “Ey her şeyin karşılığını tam olarak veren en vefalı! Sana değersiz, çok küçük bir sermaye ile gelsem de, Sen onu tam kabul et ve bana öyle mukabelede bulun!” demeliyiz. Hani, Yusuf aleyhisselâmın kardeşleri Hz. Yusuf’a “Biz değersiz bir sermaye ile geldik; ama sen (lütuf ve kereminle) tahsisatımızı tam ölçek ver de parasını veremediğimiz kısmı da sadakan say.”10 demişlerdi. Biz de Cenâb-ı Hakk’a, “Hiçbir şeye değmeyen, minnacık bir sermaye ile Sana teveccüh ettik. Sen Vefiy’sin, bizim bu pek küçük sermayemize çok büyük lütuflarla, ihsanlarla mukabelede bulunmak Senin şanındandır. Şanına sığınıyoruz.” demeliyiz.
Evet, biz Cenâb-ı Hakk’ı ne kadar anarsak analım yine de O’nun nimetlerine karşı şükür, hamd ve tesbih mukabelesini gereğince yerine getirmiş olamayız. Bu sebeple, daha önce hatırlattığım âyet-i kerimede, يَۤا أَيُّهَا الَّذِينَ اٰمَنُوا اذْكُرُوا اللّٰهَ ذِكْرًا كَثِيرًا11 denilip Allah’ın çokça anılması söylendikten sonra وَسَبِّحُوهُ بُكْرَةً وَأَصِيلًا12 denilerek Cenâb-ı Hakk’ı tesbih ve takdis etme, O’nun noksan sıfatlardan müberrâ ve münezzeh olduğunu anlatma mevzuu nazara verilmektedir. Zaten biz de bunun için sabah-akşam سُبْحَانَكَ يَا اَللّٰهُ تَعَالَيْتَ يَا رَحْمٰنُ أَجِرْنَا مِنَ النَّارِ بِعَفْوِكَ يَا رَحْمٰنُ diyor; onu tesbih, takdis ve tenzih ediyoruz.
Dipnotlar
- 10 Yûsuf sûresi, 12/88.
- 11 Ahzâb sûresi, 33/41.
- 12 Ahzâb sûresi, 33/42.