Eğer bugün İslâm dünyası Allah’ın kendilerine ihsan ettiği böyle bir nimeti ihmal ve tembelliklerinden ötürü ellerinden kaçırmışlar, farklı şekillerde vesayet altına girmişler, yani hürriyetlerini muhafaza edememişlerse Allah katında mes’ul olacaklardır. Dahası onlar böyle bir vesayetin farkında değil, bundan kurtulma adına gayret göstermiyor ve ellerinden kaçırdıkları bir kısım imkânları yeniden istirdat etmeye çalışmıyorlarsa, hürriyetlerinin yanında kendi din ve diyanetlerine de ihanet ediyorlar demektir.
Bu açıdan Cenâb-ı Hakk’ın bize bahşettiği hürriyetin kıymetini bilme, ona sahip çıkma ve onu yerinde kullanma çok önemlidir. Zira başkalaşmamamız ve kendimiz olarak kalabilmemiz buna bağlıdır. Bu açıdan her bir Müslümanın, yaşadığı çağı bilmesi, ileriye yönelik öngörülerinin, plân ve projelerinin olması ve kendi idraki ve imkânları ölçüsünde istikbal vaat edecek adımlar atabilmesi gerekir. Bunun ihmal edilmesi bir yönüyle inandığı değerlere ihanet anlamı taşır. Bu konuda gaflete düşmek de aynı şekilde günahtır.
Eğer bizden evvelki nesiller haklarını, hürriyetlerini, izzetlerini ve onurlarını koruma noktasında kendilerine düşen vazifeleri arızasız ve kusursuz olarak yapabilselerdi bugünün Müslümanları yaşamış oldukları vesayet ve derbederliği yaşamazlardı. Ben elimden geldiği nispette her zaman atalarıma karşı fevkalâde saygılı olmaya ve onları hayırla yâd etmeye çalışırım. Ne var ki Müslümanların günümüzde maruz kalmış olduğu üst üste vesayetlere bakınca bazen onlara karşı şu serzenişleri dile getirmekten de kendimi alamıyorum: “Neden içinde yaşadıkları dünyayı doğru okuyamadılar? Neden düşmanlarını fark edemediler? Neden dünyada muvazene unsuru olma konumunu kaybettiler? Neden hürriyetlerini başkalarına kaptırdılar? Neden boyunduruk altına girdiler? Neden başkalarının esiri ve zebunu hâline geldiler?”