Hadis-i şerifin ibaresinden belki Cenâb-ı Hakk’a “Muslih” ismi/sıfatı nisbet edilebilir. Fakat ne meşhur doksan dokuz isim arasında ne Muhyiddin İbn Arabi Hazretleri’nin zikrettiği üç yüz isim arasında ne de Cevşen-i Kebir’de yer alan bin isim arasında böyle bir isme rastlamıyoruz. Esmâ-i Hüsnâ “tevkifîdir” yani Zât-ı Ulûhiyet’e, Kur’ân veya Sünnet’te geçmeyen bir isim izafe edemeyiz. Fakat bazı ulemanın yaklaşımıyla, belki, Kur’ân ve Sünnet’te Rabbimiz’e izafe edilen fiillerden, onların ifade ettiği mânâ isimleştirilerek O’na nispet edilebilir.
Öte yandan, –bir hadis-i şerifin ifadesiyle21– Cenâb-ı Hakk’ın bütün isimlerini de bilmiyoruz. Biz sadece şahsî, ailevî veya içtimaî hayatımızla veya Cenâb-ı Hak’la irtibatımızla ilgili olan isimleri biliyoruz. Yani esmâ-i ilâhiye içinde bizim bildiklerimiz, bizi doğrudan ilgilendirenler. Bunun dışında mesela fizikî âlemler var olacağı âna kadar tecelli eden isimleri bilmediğimiz gibi ahirette tecellî edecek isimlerin hepsini de bilmiyoruz. Dolayısıyla bu isimler arasında “Muslih” isminin de olması mümkündür.
Hâsılı, mü’minler için Allah ahlâkıyla ahlâklanma önemli bir hedef olduğuna göre, onlara düşen vazife ıslahçı olmaktır. Onlar, en yakın daireden en uzak daireye kadar, küskünlük ve kırgınlıkları gidererek, kavga ve çatışmaları yatıştırarak, farklı duygu ve düşüncedeki insanları bir araya getirerek… alâkadar oldukları bütün alanlarda hep bir sulh atmosferi oluşturmaya çalışmalıdırlar.
17 Nisâ sûresi, 4/128.
18 Ahmed İbn Hanbel, el-Müsned 4/73. et-Taberânî, el-Mu’cemü’l-kebîr, 8/152.
19 Bediüzzaman, Hutbe-i Şâmiye, s.85.
20 Hâkim, el-Müstedrek 4/620.
21 Ahmed İbn Hanbel, el-Müsned 1/391, 458; İbn Hibbân, es-Sahih, 3/253.