İçeriğe geç

Bu yüzden, kendilerini ıslaha adamışların, kulluklarını ve Allah’la münasebetlerini bir kere daha gözden geçirmeleri gerekmektedir. Onlar kulluklarını, Hakk’ı görüyor veya en azından O’nun tarafından görülüyor olma mülâhazasına bağlamalıdırlar. Bunun için de aradaki bütün vasıtaları silerek doğrudan Efendimiz’le (sallallâhu aleyhi ve sellem) koordinasyon sağlamaya, O’nun dünyasına girmeye ve O’nun dünyasında Müslümanlığı okumaya çalışmalıdırlar. Başına sarık, sırtına da bir cübbe alıp öne geçen insanlardan ziyade Hazreti Ebû Bekir, Hazreti Ömer, Hazreti Osman ve Hazreti Ali’yi örnek almalı, onların arkasından gitmelidirler. Tiyatro oynuyor, sahnede rol yapıyor veya filmde bir karakteri canlandırıyor gibi dinî mükellefiyetleri şekle irca eden insanlara takılıp kalmamalı, doğrudan doğruya devr-i Risâletpenâhi’ye gitmeli ve hayatlarını bu çizgide sürdürmeye çalışmalıdırlar.

Islah ve tamire kilitlenmiş adanmışlar, bir taraftan bitmez tükenmez bir enerjiye diğer yandan da derin bir heyecana sahip olmalıdırlar ki yorulup yollarda kalmasınlar. Aynı şekilde her daim gönül dünyalarını pâk tutmalıdırlar ki Cenâb-ı Hakk’ın teveccühüne hazır hâle gelsinler. Anlatacaklarını, sözlerden ziyade hâle emanet etmelidirler. Çünkü gönle mâl edilmeyen ve hâl ile temsil edilmeyen bir meselenin sinelerde mâkes bulması mümkün değildir. Ölü ruhlara ve kirli kalblere vâridat akmayacağı gibi; sönmüş gönüllerin ve durmuş dimağların da insanlara verebileceği bir şey yoktur.

233