İçeriğe geç

Fakat bu noktada da hassas olunması gereken husus, muhatabın ruhuna girebilme ve ona şirin görünebilme adına Usûlüddin’e aykırı hareket edilmemesidir. Bunun için hizmet erlerinin Kur’ân’ı ve onun tefsiri ve şerhi diyebileceğimiz Sünnet’i çok iyi bilmeleri gerekir. Bu iki kudsî kaynağın ve onların ortaya koyduğu temel disiplinlerin bilinmesi adına seminerler düzenlenmeli ve insanların bu konuda iyi yetişmeleri sağlanmalıdır. Yoksa insanlara din anlatacağız diye kimi zaman bir kısım yanlışlıklara girilebilir, kimi zaman da Usûlüddin’e muhalif şeyler yapılabilir.

Başka bir husus da, başkalarının damarlarına basmak suretiyle onları tepki ve reaksiyona sevk etmemeli; Müslümanlığı küçük ve basit gösterecek her türlü tavır ve davranıştan da şiddetle kaçınmalıyız. Bu konuda Usûlüddin esaslarına bağlı kalmak için, siyer felsefesinin ve sahabe efendilerimizin takip ettiği yol ve yöntemin çok iyi bilinmesi gerekmektedir.

Mesela, Rehber-i Ekmel Efendimiz’in (aleyhi elfü elfi salâtin ve selâm), ulü’l-azm bir peygamber karşısındaki tevazu ve kemal-i faziletini ifade sadedinde insanlara şu hadise anlatılabilir: Bir sahabî efendimizle bir Yahudi arasındaki “Hazreti Musa mı üstündü, Efendimiz mi üstün?” münakaşasında, sahabî, Yahudi’ye bir tokat vurur. Yahudi de gelip Efendimiz’e (sallallâhu aleyhi ve sellem) şikâyette bulunur. Bunun üzerine Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem), “Peygamberleri birbiriyle yarıştırmayın! Benim Hazreti Musa’dan daha faziletli olduğumu söylemeyin! Haşr u neşir olduğunda onu arşın kaidelerine tutunmuş olarak göreceğim. Bilmiyorum, daha önce yaşadığı (Tur’daki tecellî neticesinde meydana gelen) baygınlıktan dolayı mı yeni bir baygınlık yaşamadı, yoksa önce mi haşroldu?” buyurur.37

42