İçeriğe geç

Bu kudsî kaynaklardan çıkarılan temel disiplinlere aykırı olarak dinde yeni bir kısım şeyler ortaya koymak bid’atkârlıktır. Her bir bid’atta ise dalâlete giden bir yol vardır. O hâlde insan, ne düşüncesinde, ne tavır ve davranışlarında, ne ibadet ü taatinde ve ne de Kur’ân ve Sünnet’i anlama ve yorumlamada bid’atkârlığa girmemelidir. Evet, peygamberlere –hâşâ ve kellâ– sadece Allah’ın kitaplarını bize getirmiş birer postacı nazarıyla bakmak bid’attir; Kur’ân ve Sünnet’in bize sunduğu çerçeve dışında sahabe-i kirâmı ve selef-i salihîni farklı bir kısım telâkkilerle ele almak bid’âttir; Mutezile ve Cebriye mezheplerinin Zât-ı Ulûhiyet’e isnat ettikleri yakışıksız bir kısım şeyleri kabul etmek bid’attir.

Mesela Allah’ın (celle celâluhu), bazı şeyleri yapmaya mecbur olduğunu ileri sürmek veya O’nun her işinde maslahata uymak mecburiyetinde olduğunu iddia etmek, dalâlettir. Çünkü اِنَّ اللّٰهَ يَحْكُمُ مَا يُر۪يدُ“Allah dilediği şekilde hükmeder.”30; لَا يُسْئَلُ عَمَّا يَفْعَلُ وَهُمْ يُسْئَلُونَ“Allah, yaptığından sorumlu tutulamaz; onlar ise sorguya çekileceklerdir.”31 âyetlerinin de işaret ettiği üzere Allah, tüm varlıkların yaratıcısı, rabbidir; her ne dilerse onu yapar ve herkesi yaptıklarından hesaba çeker; fakat kimsenin Allah’a hesap sormaya hakkı yoktur.

39