Biraz daha açacak olursak, Allah, bizi yokluktan varlığa çıkarmış, var etmekle kalmayıp hayat ve şuur ihsan etmiş, akıl ve fikir vermiş ve aynı zamanda gönderdiği peygamberler ve indirdiği kitaplar vasıtasıyla bize hidayet yollarını göstermiştir. Yani O, bir taraftan bizden kulluk vazifemizi yerine getirmemizi talep ederken, diğer yandan da kendisiyle münasebetlerimizi doğru tesis edebilmemiz adına gerekli olan şeyleri lütfetmiştir. İnsanın bütün bunlara rağmen inhiraf etmesi, fısk u fücura girmesi, münkeratı irtikâp etmesi ve böylece doğuştan gelen temiz fıtratına toz kondurması gayretullaha dokunan bir husustur. Çünkü Allah, insana pek çok nimet ihsan etmiş, doğru yolu göstermiş, onun elinde bir mazeret bırakmamıştır.
İnsan günah işlediğinde Allah’ın yaratmış olduğu temiz fıtratı kirletmesinin yanı sıra aynı zamanda O’na karşı gelmiş olacaktır. Zira Allah’ın koymuş olduğu sınırların aşılması ve koyduğu yasakların çiğnenmesi, Allah’a isyan etme ve başkaldırma demektir. İşte yukarıdaki hadislerde Nebiyy-i Ekrem Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), Allah’ın kendisine başkaldıranlara karşı gayûr davranacağını ifade buyurmuştur.
Hiç şüphesiz gayretullaha dokunacak en büyük başkaldırı ve isyan ise O’na şirk koşmak ve O’nu inkâr etmektir. Hazreti Bediüzzaman’ın konuyla ilgili ortaya koymuş olduğu izahlar açısından meseleye bakacak olursak, Allah’ı inkâr eden bir kişi, sayfa sayfa, satır satır, kelime kelime Allah’ın varlığına ve birliğine delâlet eden kâinattaki bütün tekvinî âyetleri görmezden gelmiş demektir. Rabbimizin bunca âsâr-ı bergüzidesiyle Kendisini anlatmasına ve tanıtmasına mukabil hâlâ körlük yaşama ve bu eserlerin şehadetlerine göz yumma, kulak tıkama ve hatta onları tezyif ve inkâr etme öyle büyük bir cinayettir ki bunun gayretullaha dokunmaması mümkün değildir.