Yaşar Tunagür Hoca’dan ya kendi yaşadığı ya da yakın bir tanıdığının başından geçen şöyle bir hâdise dinlemiştim. Bir çocuk, bir çeşmenin başında kovasını doldururken oraya beygirini sulamak için birisi gelir. Onun önüne geçerek beygirini sulamak ister. Çocuk henüz işi bitmediği için beklemesini söyleyince de adam haksız yere ona bir tokat vurur. Çocuk hiçbir karşılık vermeden doğrudan hocasının yanına gelerek olup biteni anlatır. Hocası demek ki ehl-i hâl bir insanmış ki durumun farkına varır ve şöyle der: “Derhal o zatın yanına git ve sen de ona bir şeyler söyle! İlâhî takdire kalırsa cezası şiddetli olur.” Bunun üzerine o da koştura koştura çeşmenin başına gelir. Fakat bir de bakar ki beygiri bir çifteyle adamı yere sermiş.
Bütün bunların yanında, zalimin zulmünün gayretullaha dokunması mevzuunda mazlumun tavrının da çok önemli olduğunu ifade etmek gerekir. Bazen zalimin zulmünü, mazlumun kendi nefsine yaptığı zulüm nötrler. Yani Allah, zalim hakkında hükmünü vereceği zaman, onun zulmü yanında mazlumun gerçekten konumunun hakkını verip vermediğine de bakar. Eğer mazlum Allah’a vefalı bir kul değilse, yürekten O’na yönelememişse, hatta bir kısım olumsuz tavırlar içinde bulunuyorsa Allah zalimin cezasını tehir eder. Bu itibarla gayretullahın tecelli etmesi için bir taraftan işlenen zulümlerin bir safhaya ulaşması gerekirken, diğer yandan da mazlum ve mağdur konumundaki insanlarda onu kırabilecek tavır ve davranışların bulunmaması gerekir.