İçeriğe geç

Ayrıca, Hakk’a vâsıl olmuş maiyyet erleri yanında, murâkabe ölçüsünde bir sessizlik vardır ki, o da, hem mehbit-i ilham-ı ilâhî olan kalblere hem de o kalbleri doygunluğa ulaştıran Zât’a karşı bir tazim samtı ve kadirşinas gönül erlerinin sükûtudur. Bunlar susmaları gerektiği yerde susar, ilham esintilerinin önünü açarlar; dünya nimetlerine bedel, Cennetlerin turfanda meyvelerine sofra sererler.

Bazen de anlatmaya esas teşkil eden konu bizim idrak ufkumuz ya da mevzuun derinliği bakımından o kadar aşkın olur ki, sesimizi keser, çevremizdekilere de “Sus!” der ve her şeyi samta emanet ederiz: “Arza ne hâcet, hâlimiz ayândır..” veya bir kelâm-ı nefsîyle: “Hâl-i pür-melâlimize bak, bizi yalnız bırakma!” ifadeleri böyle bir samtın sesi soluğu olduğu gibi, Hz. Mevlâna’nın:

دَرْدِ بی حَدّ بِنِگرْ بَهْرِ خُدا هيچ مگُو……چَهرهءِ زَرْدِ مَرا بِين و مـرا هيچ مگُو
هَرچِه وبِينِی بَگُذَرْ چُونْ وچَرا هيچ مگُو……دِلِ پُرْخُونْ بِنِگَرْچَشمْ چُوجَيحُونْ بِنِگَرْ

“Sararmış solmuş yüzüme bak da, bana hiçbir şey söyleme! Sayısız dertlerimi gör, (ama) Hudâ aşkına bana bir şey söyleme! Kanla dopdolu gönlüme bak; ırmağa dönmüş gözyaşlarımı seyret; ne görürsen geç hepsinden; neymiş, nasılmış diye bir şey söyleme!” şeklindeki beyanları da, böyle bir samt çağrısının ifadesidir.

17