Bir diğer mânâda halil, dostunun esrar atmosferine giren ve onun muhabbetini kalbinin bütün derinliklerinde hisseden tam bir enîs ve vefalı bir elîf demektir. Hiç kuşkusuz bu ölçüde bir vefa ve sadakate çok az insan muvaffak olmuştur. Şüphesiz bunların başında da, taayyündeki hususiyeti ve durduğu noktada başında bulunduğu kaynak itibarıyla Hz. İbrahim gelir. Halilü’r-Rahmân, hullet unvan-ı celîlini, işte o fevkalâde sadakati, وَإِبْرٰيه۪يمَ الَّذ۪ي وَفّٰىۙ“Ve o çok vefalı İbrahim.”6 ile müseccel vefası, emre itaatteki inceliği kavrama hassasiyeti, her platformda gürül gürül hakka daveti ve tevhidi haykırması, kalbinin yanında aklını, mantığını, muhakemesini bu çağrının emrine vermesi, başına gelen onca devâhîyi tevekkül, teslimiyet ve tefviz üstü bir ruh hâletiyle karşılaması; evet o, mütemerritlerden mütemerrit muhatapları karşısında hakkı ilan ederken, bütün kalbiyle onların umum zâhir ve bâtın hislerine seslenmesi; gülerek nâr-ı Nemrud’a yürümesi; tenezzühe çıkıyor gibi yurdundan-yuvasından ayrılıp yâd ellere düşmesi; Rabbi emrettiği için sevgili eşini insiz-cinsiz bir vadiye bırakması, bırakıp arkasına dahi bakmadan çekip gitmesi; hilm ü silm âbidesi semere-i fuâdını ve aydınlık bir gelecek adına Hakk’ın muradı o hususî evlâdını فَلَمَّۤا أَسْلَمَا وَتَلَّهُ لِلْجَب۪ينِ“Baba oğul Allah’ın emrine teslim olup da İbrahim onu, şakağı üzerine yere yıktığında…”7 âyetinin sarahatiyle Hakk’ın emrine teslimiyet ve inkıyâdı; varını yoğunu kimseyi tefrik etmeden herkese infakı; hâsılı, ilâhî ahlâkla tam tahalluk edip, geçmiş bütün enbiyânın medâr-ı fahrı olabilecek bir ufka ulaşması, وَاجْعَلْ ل۪ي لِسَانَ صِدْقٍ فِي الْاٰخِر۪ينَۙ“Gelecek nesiller arasında hayırla anılmayı nasip eyle bana.”8 mazmununca Müslümanlar nezdinde hep bir yâd-ı cemîl olarak anılması ve arkadan gelenler arasında da dualarla yâd edilmesi bakımından hulletin en parlak simasıdır. Aslında o, seçkinlerden bir seçkin hüviyetiyle seleflerinin bir semere-i nuraniyesi ve haleflerinin de –hususiyle de Sultanu’r-Rusül’ün (sallallâhu aleyhi ve sellem)– münevver bir çekirdeği olması açısından farklı bir konumu haizdi ve ona göre de mükemmel bir duruşu vardı. Rabbi ona: “Can u gönülden Hakk’a teslim ol (veya özünü Allah’a teslim et).” deyince o da hemen “Ben Rabbülâlemîn’e teslim oldum.” deyivermişti.9 Bu peygamberâne teslimiyet ve inkıyat onda bir öz ve ruh, İnsanlığın İftihar Tablosu’nda bir şecere-i mübareke, ümmet-i Muhammed’e de bir maiyyet semeresi ve mâidesiydi. Bu son hususu Kur’ân şöyle işaretler: فَإِنْ حَۤاجُّوكَ فَقُلْ أَسْلَمْتُ وَجْهِيَ لِلّٰهِ وَمَنِ اتَّبَعَنِ“Eğer (müşrikler İslâm konusunda) seninle tartışmaya girerlerse de ki: Ben bütün benliğimle Allah’a teslim oldum. Bana tâbi olanlar da tam teslim olup inkıyat ettiler.”10
Dipnotlar
- 6Necm sûresi, 53/37.
- 7Sâffât sûresi, 37/103.
- 8Şuarâ sûresi, 26/84.
- 9Bakara sûresi, 2/131.
- 10Âl-i İmrân sûresi, 3/20.