Hulletin yüce bir mazhariyet olduğunda şüphe yoktur; Hakk’ın sadık bendelerine ılgıt ılgıt esip gelen bütün ülfetler, ünsiyetler, sekîneler, itminanlar hullet örgüsünden birer nakış, ilâhî aşk u iştiyaktan da birer kıvılcımdır. Dahası bütün bunlara terettüp eden ruhanî zevkler de, o mansıba teveccühün küllî-cüz’î bir tezahürü ve gönül yamaçlarının da bir esintisidir. Muhabbet ise, o örgünün temel atkısı, o kıvılcımın yatağı ve kaynağı sayılan kordur. Gerçi, ef’âl-i ilâhiye ağrazla mâlûl değildir; ama, yine de “Hilkat-i kâinatın en parlak mânevî hikmeti muhabbettir.” diyebiliriz: Evet, icad silsilesi, Yaratan’ın Kendi sanatlarını görme istek ve muhabbetiyle harekete geçmiş, sonuçta da o zincirleme gelişmeler Hz. Muhibb u Mahbub’u netice vermiştir.
Hullet, özündeki ülfet ve ünsiyet unsurlarıyla, büyük-küçük bütün varlık mâbeyninde ruhanî bir imtizaç vesilesi ve îtilaf vasıtası mesabesindedir. Bu itibarla, hullet kahramanı sayılan Hz. Halil, kendinden sonra gelenlere bu hususiyetiyle hem bir örnek hem muktedâ-bih hem de gönülleri belli noktada toplayabilen câmi bir zattır. Kur’ân-ı Kerim onun bu özelliğini:إِنّ۪ي جَاعِلُكَ لِلنَّاسِ إِمَامًا“Seni insanlara serkâr ve imam yapacağım.”1 iltifatkâr ifadeleriyle ortaya kor. Evet o, dinin özünde ve ruhunda bütün haleflerine imamdır. Ondaki o öz ve ruhun tafsil ve inkişafı ise, muktedâ-i küll, rehber-i ekmel ü ekrem, hakikî insan-ı kâmil Hz. Habibullah’la gerçekleşmiştir.
Dipnotlar
- 1Bakara sûresi, 2/124.