İçeriğe geç

Hazreti Zât-ı Mutlak –ki buna “vahdet-i mutlaka-i sırfe” de diyorlar– ehadiyet dairesinin cilveleri sayılan celâl öncelikli tecellîlerin de kaynağıdır. Bu dairede, bütün esmâ, sıfât, niseb ve itibarlar, Zât hesabına min vechin tebeî olarak mütalâa edilirler. Böyle bir mütalâa ile Hak mefhumu o muhit hususiyetiyle bütün mülâhaza ufuklarını tutar, derken umum duyabilenlere tevhid-i Hak ayân olur; olur da böyle bir nokta karşısında insan kendini, idrak ve ihsaslarını aşkın kâhir bir tecellî hayreti içinde bulur.. ve –Allahu a’lem– işte bu tecellî celâl esintili bir tecellîdir. Buna karşılık, Hazreti “Rahmânu’r-Rahim”in, duyulup, anlaşılıp kavranabilen lütuf, ihsan, inayet ve riayet şeklindeki teveccüh ve iltifatlarına gelince bunlar, cemal televvünlü tecellîlerdir. Arz u semanın, şuur, his, idrak ve irade sahibi varlıkları, bu celâlî tecellîler karşısında hayret, dehşet ve kalaklarını اَللّٰهُ أَكْبَرُ كَب۪يرًا وَسُبْحَانَ اللّٰهِ بُكْرَةً وَأَص۪يلًا –kendimize kıyas ederek söylüyorum– kelimeleriyle seslendirirler. Cemalî meltemler muvacehesindeki behcet ve sürurlarını da وَالْحَمْدُ لِلّٰهِ كَث۪يرًا inşirahbahş sözleriyle dile getirirler. Bunlardan birincisinde, hissedip fakat kavrayamama, duyup fakat ihata edememe, dolayısıyla da sürekli dehşet yaşamaya karşılık, ikincisinde duyma, anlama, zevk etme ve değişik değerlendirmelerin yanında bu ihsas ve imtisasları, diğer daireye ait esrarı yorumlamada da bir kıstas olarak kullanabilme söz konusudur.

Muhakkikîne göre celâl; Cenâb-ı Hakk’ın, kâhir, gâlib ve muhit bir izzet ve azamet sıfatı olması itibarıyla –ehadiyet ve vahidiyet konularındaki farklı mütalâa mahfuz– bir ehadiyet tecellîsi gibi görülmektedir. Vahidiyet ise, Zât-ı Ulûhiyet’in, esmâ ve sıfât tecellîlerinin bir unvanı olduğu gibi, aynı zamanda bunların bir mahall-i tezahürü mesabesindedir.

97