Bu esaslara binaen, takva-i tâmmın, ancak şüpheli şeyler ve küçük günahlardan sakınmakla elde edilebileceğini söyleyebiliriz. Böyle bir içtinab ise her şeyden evvel iyi bir haram ve helâl bilgisine, bundan da öte sağlam bir mârifet ve vicdan kültürüne vâbestedir. İş gelip bu noktaya dayanınca: إِنَّ أَكْرَمَكُمْ عِنْدَ اللّٰهِ أَتْقٰيكُمْ“Sizin Allah nezdinde en asil ve en şerefliniz, takvada en ileri olanınızdır.”10 âyetiyle; إِنَّمَا يَخْشَى اللّٰهَ مِنْ عِبَادِهِ الْعُلَمٰۤؤُا “Kulları içinde Allah’tan hakkıyla ancak âlimler korkar.”11 beyanı âdeta kutuplaşır; takva, asâlet ve şerefe inkılap eder, ilim de saygıya bürünür ve bir bayrak gibi tüllenir. Kalbini ve sırrını bu renklerle bezeyen ruhlar, أُۨولٰۤئِكَ الَّذِينَ امْتَحَنَ اللّٰهُ قُلُوبَهُمْ لِلتَّقْوٰى“İşte o kamet-i bâlâlar, kalblerinde, Allah’ın takva imtihanına tâbi tuttuğu kimselerdir.”12 ilâhî iltifatıyla da birer imtihan kahramanı olarak anlatılırlar.
İbadet ve itaat kutbunda takva denince, daha çok iç safveti, gönül derinliği ve ihlâs enginliği anlaşılır; mâsiyet dairesinde de günah ve şüpheli şeylere karşı kesin tavır ve kararlılık. Bu itibarla da, kulluğun çeşitliliğine göre, aşağıdaki hususların hepsini takvanın ayrı bir buudu sayabiliriz:
1. Kulun, mâsivâullahtan (Allah’tan gayri her şey) onların zatları itibarıyla kaçınması,
2. Dinin ahkâmına bihakkın riayet etmesi,
3. Esbâb dairesinde cebre düşecek davranışlardan, kudret dairesinde i’tizale sapacak inhiraflardan sakınması,
4. Hak’tan uzaklaştıracak şeylere karşı sürekli tetikte bulunması,
5. Yasaklara muhalefet etmeye çekecek nefsî hazlara karşı devamlı uyanık olması,
6. Maddî-mânevî her şeyi Allah’tan bilip, nefsine hiçbir şeyi temlik etmemesi,
7. Kendini hiç kimseden daha âlî ve daha hayırlı görmemesi,
8. Allah’tan başka hiçbir şeyi gaye-i hayal edinmemesi,
Dipnotlar
- 10 Hucurât sûresi, 49/13.
- 11 Fâtır sûresi, 35/28.
- 12 Hucurât sûresi, 49/3.