İçeriğe geç

Hakk’ın en çok beğendiği iş takva, O’nun en temiz, en nezih kulları da müttakîlerdir. Takva adına müttakîlere en saf, en duru mesaj da Hz. Furkân-ı Bedîü’l-Beyan’dır. Hakk’ın kulları, her zaman Kur’ân’la beslenir, ötede de rü’yet ü rıdvanla. Buradaki vicdanî zevk, oradaki ruhanî haz, takvadaki derinliğe bir ikinci mevhibe olması itibarıyla Cenâb-ı Hak: اِتَّقُوا اللّٰهَ حَقَّ تُقَاتِه۪“Allah’a karşı olabildiğince takva dairesinde olun!”4 buyurarak bu mânâdaki takvanın önemini hatırlatır.

Evet, bütün hayır vesilelerini değerlendirme, bütün şer yollarına karşı kapalı kalma veya kapalı kalmaya çalışma mânâlarına gelen takva sayesinde insan, aşağıların aşağısına yuvarlanmaktan kurtulur ve “a’lâ-i illiyyîn” yolcusu olur. Bu itibarla da denebilir ki, takvayı bulan, bütün hayırların, yümünlerin, bereketlerin kaynağını bulmuş olur. İşte bir şahit daha:

دِين وُ تَقْوَى رَا خُدَايَا هَر كِه دَادْ…..هَسْـت اُو اَنْدَر دُو عَالَم بَر مُـراد
هَر كِه مَرد پَارْسَـا وُمُتّقِيسـت…..اُو سَعِيد وُرَسْتگَارَست نِي شَقِيست
هَر كِه اوُ رَا نِيسْت اَز تَقْوَى شِعَار…..هَسـتئِ او نِيست غَير اَز شَيْن وعَار
نِيست زِندَه دَر حَقِيقَت مُرده است…..غَيْرَ اَز اٰن كِه رَهْ بَحَضرَتْ بُرده اسـت

“Allah din ü takvayı kime verdiyse o, dünya-ahiret muradına ermiştir. Kim ki, hak eri ve takva sahibidir, o bir şakî değil saiddir ve dosdoğru yoldadır. Kim ki takvadan nasipsiz ve takva emaresinden yoksundur, onun varlığı ayıp ve ardan başka değildir. Aslında, Hazreti Hakk’a yol bulandan başkası da diri değil, ölüdür.” (Gülşen-i Tevhid).

70